hFSdb. Türklerin islamiyeti kabul etmesiyle birlikte, Türk yaşamı her yönüyle ciddi bir değişim evresine girmiştir. Maddi ve manevi tüm kültür değerlerine ve yaşayış biçimine yansıyan bu yeni inanç yapısı, Türklerin mitolojik algılarını da değiştirmiştir. Bu nedenle islamiyetten önceki Şamanist ögelerin ağır bastığı değerlerin yerini, islami ögeler almaya başlamıştır. İslamiyetin kabulünden sonraki dönemde gelişen Türk destanları, aşağıda sırayla verilmiştir. İlgili başlığa dokunarak içeriğe ulaşabilirsiniz. 1. Karahanlı Dönemi Satuk Buğra Han Destanı 2. Kazak – Kırgız Kültür Dairesi Manas Destanı 3. Türk – Moğol Kültür Dairesi Cengiz-name Destanı 4. Tatar – Kırım Kültür Dairesi Timur / Edige Destanı 5. Selçuklu – Osmanlı Dönemi Seyid Battal-gazi Destanı Danişmend-name Destanı Köroğlu Destanı » “Türk Destanları“ sayfasına dön! Yorum Yap! Yazı Ayrıntıları... Yazdır! Bu Yazıyı Paylaşın!
Türkler dünyanın en eski ve en köklü milletlerinden biri olup hem İslamdan önce hem de İslami devirde tarihte önemli rol oynamışlardır. Türklerin İslamiyet’ten önce totemcilik inancını benimsediğine dair çeşitli görüşler ileri sürülmüşse de bu iddiaları kesin doğrular olarak kabul etmek oldukça zordur. Dinden daha çok bir sihir karakteri arz eden Şamanlığın da Türklerdeki tanrı inancıyla bir ilgisinin mevcut olmadığı isbat edilmekle beraber Türklerin dini inancıyla Şamanlık arasında dikkati çekecek ölçüde bir uyum olduğu kabul edilememiştir. Eski Türkler tabiatta bir takım gizli kuvvetlere inanıyorlardı. Ayrıca ölmüş büyüklere tazim ve onlara kurban kesmek şeklinde beliren atalar kültü Bozkır Türk inançları arasında yer alıyordu. Ancak Bozkır Türkleri’nin asıl inancı Tanrı’yı Tengri en yüksek güç ve en büyük yaratıcı kuvvet kabul eden ve semavi bir mahiyeti haiz Gök Tanrı dini denilen bir inanç sistemiydi. Hükümdarlar kendilerinin Tanrı tarafından tahta çıkarıldığını, zaferleri Gök Tanrı’nın inayetiyle kazandıklarını, çeşitli hile ve tuzaklardan Gök Tanrı’nın yardımıyla kurtulduklarına inanır ve “Ey Gök Tanrı sana şükürler olsun!” diye duygularını dile getirirlerdi. Avar hakanı Bizans imparatoruyla yaptığı bir antlaşmada Gök Tanrı adına yemin etmişti. Göktürkler de devletlerinin Gök Tanrı’nın isteğiyle kurulduğuna inanırlardı. Türkler ölüm ve hayatın Tanrı’nın iradesine bağlı olduğuna, insanın fanî Tanrı’nın ebedî olduğuna inanırlardı. Tanrı kelimesi Başkırtça hariç bütün Türk lehçelerinde ortak olarak kullanılan bir kelimedir. Gök Tanrı dini Türklerin İslam öncesi millî dinî olarak kabul doğduğu sırada Türkler Orta Doğu’nun kuzey ufuklarında gözükmekteydiler. Göktürkler Kuzey Asya’dan güneye doğru Sind Irmağı’na, doğuda Çin sınırından batıda Karadeniz’in kuzeyine kadar uzanıyordu. Kafkasya’da Dağıstan ile Karadeniz’in kuzey kıyıları Hazar Türkleri’nin idaresindeydi. Hazar Denizi’nin güney doğusunda Sûl Türklerinin kurduğu bir beylik hüküm sürüyordu. Sasanî ve Bizans imparatorlukları Türklerle bazan ittifak bazan da savaş bir dinin kabulü milletlerin hayatını müsbet veya menfî yönde etkileyen önemli faktörlerden biri kabul edilmektedir. Milletler kabul ettikleri bu yeni din sayesinde ya varlıklarına güç katarak dünyanın sayılı milletlerinden biri olma vasfını kazanmakta ya da millî benliklerini kaybetmektedirler. Bunun en belirgin örneğini Türk milletinin tarihinde bulmaktayız. Türkler tarih boyunca millî dinlerini terkederek Budizm, Maniheizm, Yahudilik ve Hıristiyanlığı benimsemişlerdir. Ancak bu dinlerin yapısı Türklerin millî bünyesine ve karakterine uymadığı için onların benliklerini ve Türklüklerini kaybetmelerine sebep olmuştur. Göktürk Hakanı Bilge Kagan veziri Tonyukuk’tan bir Budist mabedi yaptırmasını isteyince Tonyukuk’un “Savaşmayı ve hayvan kesmeyi yasaklayan, miskinlik telkin eden bir dinin kabulü Türkler için bir felaket olur” cevabını vermesi adeta bir kehanet olarak ortaya çıkmıştır. Yahudiliği benimsemiş olan Hazarların ve Hıristiyanlığı kabul eden Macarların ve Bulgarların bugün Türklüklerinden bahsedilmemektedir. Buna karşılık Türklerin millî bünyesine, ruh ve karakterine uyan İslam dinini kabul etmeleri onlara yeni bir atılım gücü kazandırdığı gibi millî varlıklarını muhafaza etmelerinde de önemli rol oynamıştır. Türkler bu yeni ruh sayesinde Asya steplerinden Avrupa içlerine kadar çok geniş bir alanda hakimiyet kurmayı başarmışlardır. Türklerin İslamiyeti kabulü sadece Türk ve İslam tarihinde değil aynı zamanda dünya tarihinde de bir dönüm noktası teşkil eder. Türklerin İslamiyeti kabulü kavimler göçü ve Haçlı seferleriyle birlikte ortaçağı karakterize eden üç büyük olaydan İslamiyeti kabul etmeden önce yukarıda anlatıldığı gibi Müslüman Araplarla uzun süre mücadele etmiş ve İslamiyet hakkında bilgi edindikten ve bu dinin kendi inanç sistemleriyle uyuştuğunu ve bütünleştiğini gördükten son-ra Müslüman olmuşlardır. İleride temas edeceğimiz ve örneklerini göreceğimiz gibi Türk milleti hiçbir zaman Arapların siyasi hakimiyeti altında kaldıkları, baskı ve zulüm gördükleri için yani kılıç zoruyla değil kendi istek ve iradeleriyle adeta tabiî bir geçiş süreci içinde İslamiyeti kabul Türkler arasında ilk defa Kuteybe b. Müslim tarafından fethedilen Amu Derya nehrinin kuzeyindeki topraklarda, Kaşgarlı Mahmud’un Çay ardı dediği Maveraünnehir bölgesinde yayılmaya ordularının uçsuz bucaksız Asya topraklarında savaş kabiliyetiyle temayüz etmiş Türk beylerine karşı başarı kazanmaları, kendilerini ilah mertebesinde gören müstebid hükümdarların baskısından kurtulmak isteyen güçsüz insanların İslamiyeti benimsemeleri sayesinde olmuştur. Müslüman olan Türkler dinden dönmeye mecbur edilmemek için kadınları, ihtiyarları ve çocuklarıyla silahsız olarak Türk beylerinin ordularına karşı çıkıyorlardı. Halkı koruyan, yedirip içiren eski Türk hükümdarlarının bu vasıflarını o dönemde muhtemelen İran’dan etkilenerek kaybettikleri anlaşılmaktadır. Bu durum onların Sasanîlerin müstebid ve gösterişli hükümdarlarını örnek almalarıyla izah başlangıçta Şafiî mezhebini daha sonra ise İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin kurucusu olduğu Hanefî mezhebini seçtiler. Ebû Hanife Türkler üzerinde çok etkili oldu. Türkler üzerinde etkili olan bir başka alim de Semerkandlı İmam Maturidi idi. Kuteybe bir yandan kendi hakimiyetini sağlamlaştırmaya çalışırken bir yandan da İslamiyetin yayılması için gayret ediyordu. Mesela bu amaçla Buhara’da bir cami yapılmıştı 713. Türkistan’daki ilk mescidler Nerşahî’nin namazgah dediği meydanlardan muhasarası sırasında da teslim şartları müzakere edilirken şehirde bir cami yapılmasına karşı konulmaması şarta bağlanıyordu. Kuteybe kendisi de bizzat cami’in yapımına nezaret kılıç zoruyla ve baskıyla Müslümanlığı benimsemediğini gören idareciler halk arasında İslamiyeti yaymak için camiye gelenlere bir takım armağanlar başlangıçtan beri takip ettiği politika Türkleri ve diğer kavimleri İslamiyet’e ısındırmak şöyle dursun nefret ettiriyordu. Zira gayr-i Arap Müslüman ahali Müslüman oldukları halde kendilerinden vergi alınmaya devam edildiğini ve kendilerine Arap süvarilerinden daha az maaş ödendiğini ve ganimetten de daha az pay verildiğini gördükleri için bu haksızlığa tepki gösteriyorlar ve bundan dolayı İslamiyetin süratle yayılması engelleniyordu. Emevîlerin daha çok cizye almak amacıyla Horasan ve Toharistan halkının Müslüman olmalarını önlediklerine dair rivayetler de şekilde Horasan ve Türkistan’da hüküm süren beylerin de kendi tebeasını kaybetmemek düşüncesiyle Emevîlerle işbirliği yaptığı da iddia ediliyordu. Eğer zayıf ve yoksul kimseler İslamiyeti seçerlerse hem Emevî idarecilerden hem de mahallî beylerden tepki görüyorlardı. Bu zulüm ve baskılara dayanamayan ve Hz. Peygamber’i örnek alan sadık Müslümanların önderlik ettiği Merv halkı sonunda isyan etti. Haris b. Süreyc çeşitli kavimlere mensup mazlum insanları etrafına topladı ve mağlup olunca da Türklere sığınıp Türk hakanı Sû-lu Çor’un maiyetinde Emevîlerle savaştı 735.Süleyman b. Abdülmelik’in halifeliği zamanında 717 Horasan valisi olan Yezid b. Mühelleb Cürcan üzerine bir sefer düzenledi. O sırada Dihistan Türkleri Sulteginin, Cürcan Türkleri de Kul oğlu Fîrûz’un idaresinde bulunuyordu. Yezid b. Mühelleb Dihistan’ı fethettikten sonra Sultegin’i sığındığı kalede muhasara altına aldı. 6 ay süren muhasaradan sonra bu kale de ele geçirildi. Kalede bulunan çok kıymetli bir tac hiçbir Müslüman tarafından ganimet olarak alınmak istemedi ve bir dilenciye hediye edildi. Çünkü bu tacın yoksul halkın malına el konularak yaptırıldığına bir süre sonra Müslüman olmak ve bunu da Müslümanların en büyük temsilcisi olduğuna inandığı halifenin huzurunda açıklamak istedi. Yezid b. Mühelleb onu halifenin huzuruna gönderdi 716. Sultegin burada Peygamber’in halifeden daha üstün bir makamda bulunduğunu öğrenince de Medine’ye kadar giderek Hz. Muhammed’in kabrini ziyaret etmiş ve Müslüman olduğunu orada ilan Emevîlerin aşırı davranışlarını tenkid ederek onları Kur’an’a ve Hz. Muhammed’in sünnetine uymaya çağıranlar arasında yer alıyordu. Sul Türklerinin hakim bulunduğu topraklarda gayr-i müslim Oğuzlarla cihad etmek için din bilginlerinin ve gazilerin birlikte kaldıkları ribatlar kaleler yapılmıştı. Sultegin’in İslamiyeti kabulü bütün bölge halkının İslamiyeti kabul ettiği anlamına gelmemekle beraber ona tabi bir çok kişinin Müslüman olduğu tahmin edilebilir. İbn Mühelleb Cürcan şehrinde 40 kadar mescid ve Cürcan’ın kuzeyindeki gayr-i müslim Türklere karşı da bir sed yaptırdı. Dihistan ve Cürcan’ın Türk-İslam medeniyetine şekil veren en eski merkezler ve İslamiyet’i en erken kabul eden Türk boylarının da Oğuzlar olduğu b. Abdülaziz’in Emevî halifeleri arasında farklı ve seçkin bir mevkii vardır. O Emevîlerin umumî politikasına yani Arap milliyetçiliğine dayanan siyasetine karşı çıkmış ve bütün tebaaya eşit muamele eden bir siyaset takip etmiştir. Onun takip ettiği siyaset bütün İslam ülkelerinde müsbet sonuçlar doğurmuştur. Çünkü o valilere gönderdiği mektuplarda bütün insanlara iyi davranılmasını, Müslüman olanlardan asla vergi alınmamasını istiyordu. Bu sayede özellikle Maveraünnehir bölgesindeki Türkler arasında İslamiyet daha büyük bir hızla yayılmaya başladı. Ömer b. Abdülaziz’in ölümü üzerine 720 yeniden Emevî Devleti’nin eski politikasına dönüldü. Türgeş Kağanlığı da Maveraünnehir’de hakimiyet tesis etmek için Müslümanlarla mücadeleye girdi. Bu gelişmeler Maveraünnehir’deki İslam hakimiyetini ve İslam’ın yayılmasını tehlikeye b. Abdülmelik 724-743 döneminde Horasan valisi Eşres b. Abdullah Türkler arasında İslamiyetin yayılması için çalıştı. Ebü’s-Seyda Salih b. Tarîf ve Rebî b. İmran et-Temîmî’yi Semerkand ve civarında halkı İslam’a davet etmekle görevlendirdi ve bu sayede büyük başarılar kazanıldı. Belh şehrinde bir cami inşa el-Hamevî Halife Hişam’ın Türk hakanına bir elçilik heyeti göndererek kendisini İslam’a davet ettiğini belirtir. Bu hakan muhtemelen Türgeş hükümdarı Sû-lu’dur. Cahiz de Horasan valisi Cüneyd b. Abdurrahman’ın Türk hakanı ile karşılaştığını ve hakana İslam dini hakkında bilgi verdiğini son Horasan valisi de Maveraünnehir halkı arasında eşit muamele ederek onların gönüllerini kazanmaya çalışmış ve bu sayede bölgede İslamiyetin yayılmasına katkıda bulunmuştur. Öyle anlaşılıyor ki Maveraünnehir halkı idareciler ve kumandanların kendilerine insanca muamele ettiği dönemlerde İslamiyete daha sıcak bakmış ve aynı oranda Müslümanlığı benimsemişlerdir. Emevî hanedanının iyi muamele yerine mücadeleyi tercih ettiği Maveraünnehir ve Kafkasya’da İslamiyet daha yavaş yayılmıştır. Bununla beraber Buhara ve Semerkand gibi Maveraünnehir’in iki büyük şehrinde buraya yerleştirilmiş olan Müslüman halkın Türklerle iyi ilişkiler kurması ve onların da İslamiyeti yakından tanıma imkanı bulması sebebiyle Müslüman olanların sayısı daha fazla iktidara gelmesiyle mevaliye karşı izlenen politikanın değişmesi ve bu hanedanın kendilerini iktidara getiren gayri Arap halka iyi davranmaya başlaması Horasan ve Maveraünnehir’de İslamiyetin yayılmasına bir ivme kazandırmıştır. Ebû Ca’fer el-Mansur İslamiyeti kabul edenlerden asla cizye alınmamasını istemiştir. 751 yılında meydana gelen Talas Savaşı da Türklerle Müslümanların yakınlaşmasına ve İslamiyeti benimsemelerine müsait bir ortam hazırlamıştır. Bu savaştan sonra İslamiyetin Türkler arasında daha geniş çapta yayıldığı Mehdi de bu yeni ortamdan istifadeyle İslamiyetin yayılması için çalışmış ve Soğd, Toharistan, Fergana, Uşrûsene, Karluk, Dokuz Oğuz Uygurlar ve diğer bazı Türk hükümdarlarına elçiler göndererek onları İslamiyete davet Me’mun bir yandan Soğd, Fergana ve Üşrusene’de meydana gelen karışıklıkları bastırmak için askerî seferler düzenlerken bir yandan da halkın İslamiyeti kabul etmesi için çalışıyordu. Me’mun Maveraünnehir’de tam anlamıyla hakimiyet tesis ettikten sonra özellikle hükümdar ailesi arasında İslamiyetin yayılmasına özen gösterdi. Müslümanlığı kabul edenler ödüllendirildi. Afşin, Eşnas et-Türkî, Boğa el-Kebir ve İnak et-Türkî gibi o devrin ünlü kumandanları geldikleri yörenin asil ve idareci sınıflarına ya da hükümdar ailesine mensup Mu’tasım da Türklere karşı yakın ilgi gösterdi ve Fergana, Üşrusene, Şaş ve Soğd gibi Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerden asker temin etti. Onun gayretleri sonucu Maveraünnehir’in tamamı İslamiyeti kabul Derya’nın Seyhun doğusunda, Karadeniz ve Hazar Denizi’nin kuzeyinde ikamet eden Türk boyları Müslümanların hakimiyetine girmedikleri için bu bölgelerde İslamiyet zaman zaman düzenlenen seferler ve ticarî faaliyetler neticesinde yayılma imkanı de Türkler arasında İslamiyetin yayılması için çalıştılar. Mesela Samanî hükümdarı İsmail b. Ahmed 893 yılında Karlukların başkenti Talas’a bir sefer düzenlemiş ve şehir zaptedilerek fetihten sonra büyük kilise camiye başkenti Buhara’da, Özkent’te, Taşkent’te, Sayram’da, Otrar’da Farab-Karacuk İslam kültürünün ilk abideleri cami-mescidler, türbeler ve zamanla bir ilim müessesesi haline gelecek olan ribatlar inşa edildi. Müslüman Türklerin yaşadığı şehirlerle gayrimüslim Türklerin yaşadığı şehirler arasında kültürel ve ticarî münasebetler zaman zaman vuku bulan çatışmalara rağmen devam ediyordu. Bu münasebetler sayesinde İslamiyet Türkler arasında yayılma imkanı buluyordu. Samanîlerin Türk topraklarına düzenlediği seferlere karşı Türkler de cevap veriyordu. Mesela 904’te Maveraünnehir’i kısa bir süre ele geçirdikleri gibi 942’de de Balasagun’u geri olayların değerlendirilmesinden anlaşılan bir gerçek vardır ki o da Türklerin savaşla, kılıç zoruyla, şiddet ve baskıya maruz kaldıkları için değil kendi hür iradeleriyle bu dini seçtikleridir. Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra diğer Müslüman kavimlerle birlikte gayr-i müslim Türklere karşı cihad harekatına katılmışlardır. Türk sınırlarındaki şehirler darü’l-cihad ilan edilmiş, buralarda gazilerin barınması için çok sayıda ribat yaptırılmış ve bunlar için vakıflar tahsis Maveraünnehir’den gelen göçmenlere yakın ilgi göstermeleri ve onları bozkırlardaki yeni kurulan şehirlere yerleştirmeleri de Türkler arasında İslamiyetin yayılmasına katkı sağlamıştı. Oğuzların ellerinde bulunan Yenikent, Cend ve Huvar gibi şehirler ile Samanî hakimiyetindeki Talas şehri arasında ticari münasebetler geliştirilmiş ve bu ticari faaliyetler de Türklerin İslamiyet hakkında bilgi edinmelerine ve Müslümanları daha yakından tanımalarına zemin ülkeleriyle Türk ülkeleri arasında ticaretin en yaygın olduğu ve yoğunluk kazandığı bölge Maveraünnehir idi. Bunun yanında Harezm de ticarî hayatın canlı olduğu bölgelerden biri idi. Ticaret kafileleriyle gelen din bilginleri ve sufiler halk arasında İslamiyetin yayılmasına çalışıyorlardı. Harezmliler Hazar ordusundan ücretli askerlerin esasını teşkil etmekle beraber onlar Müslümanlarla yapılan savaşlarda görev Türkler arasında iki asırdır devam eden askerî mücadeleler, siyasî ilişkiler ve ticarî faaliyetler sonunda Türkler İslamiyet’e yakın ilgi duymaya başlamışlardı. Horasan ve Maveraünnehir’de İslamiyet’in yayılmasında dinî-kültürel ilişkilerin ve sûfilerin de önemli rolü oldu. Ünlü mutasavvıf Şakîk-i Belhî ö. 174/790 doğrudan Budist Türklerle görüşmüş ve onların İslamiyeti seçmelerinde etkili olmuştur. Şakîk-i Belhî zengin bir tüccar olduğu halde fakirler gibi yaşıyor servetini yoksul insanlara dağıtıyordu. Halkı İslam’a davet maksadıyla Belh şehrinden kalkıp Türkistan’a giden Şakik Budistler arasında İslamiyeti yaymaya çalıştı. Yine Belh şehrinden olan Sûfi İbrahim b. Edhem ö. 783 de aynı şekilde Budist Türkler arasında İslam’ı yaymak için hüküm süren eski Türk hükümdarlarından Banîcûr ailesi de VIII. yüzyılda İslamiyeti kabul etmişti. Banicûr hatunlarından biri Belh’te bir cami-mescid yaptırmak için mücevherlerini satmıştır. Nuhgunbaz mescidi bu hatunun yaptırdığı cami olmalıdır. Sınır boylarında, Merv ve Belh gibi kültür merkezlerinde yaptırılan ribatlarda kalan din adamları ve gaziler de murabıtlar bölgede İslamiyetin yayılmasında etkili oldular. İlk ribat 727’de Merv kadısı tarafından kurulmuştur. Böylece Talas ve İsficab gibi bazı şehirlerde nüfusun çoğunluğunu Müslümanlar yüzyılın sonlarında Yakub b. Leys adlı İranlı bir Müslüman Kabil ve Gazne’deki Türk beylerini mağlup ederek bölgede İslam hakimiyetini tesis etti. X. yüzyıl başlarında Kabil ve Gazne’de hüküm süren Türk-Şahiler devletinin yıkılmasından sonra Amu Derya Ceyhun ile Sind arasında yaşayan Türk boyları İslamiyeti kabul etmeye başladılar. Türklerin İslamiyeti kabul etmeleri X. yüzyılın başlarından itibaren hızlandı. Aynı dönemde Ordu şehrinin Türk hükümdarı da Müslümanlığı seçmiş, bunu takiben Balasagun ile Talas’ın doğusunda bulunan Mirki kasabasında yaşayan Oğuzlar kalabalık gruplar halinde Müslüman olmuşlardır. Aynı dönemde Gazne ve Gur bölgesinde yaşayan Halaç Türkleri de İslamiyet’i kabul ettiler. Bunlar zamanla Gaznelilere tabi oldular. Sind ve Hindistan’a giren Türkler ise bu yörelerde devletler kurup İslamiyeti yaymış ve XI. yüzyıldan itibaren Türk Turuşka adı Müslüman kelimesiyle eş anlamlı olarak IX. ve X. yüzyılda Müslümanlığı kabul eden Türk aile ve beylerinden bazıları şöyle sıralanabilir Uşrûseneli Afşin Haydar b. Kavûs, Sacoğulları Hanedanı’nın kurucusu Ebü’s-Sac, Semerkand ihşidleri, Soğdlu Merzüban et-Türkeşî, Uceyf b. Anbese, Buhara hükümdarları Buharhudatlar, Sulu-Çor’un ahfadından İbn Hakan ailesi, Artuç b. Hakan, Feth b. Hakan, Ebû Müzahim b. Yahya b. Artuç, Ahmed b. Tolun, Fergana ihşidlerinden İhşidîlerin kurucusu Muhammed b. Tugc, Banicûr ailesi ve Eşnas et-Türkî, Alptekin oğlu İbrahim ve dönemde Orta Asya’da temayüz eden alimlerden bazıları da şunlardır İmam Maturîdî, İmam Buharî, Tirmizî, Tarhan’ın torunu Muhammed b. Ali ve onun oğlu Abdullah, Süleyman b. Tarhan, Hakan Artuç’un soyundan Ebü’l-Müzahim Mûsa, Farabî, Hasan b. Tarhan’ın oğlu Tanbûrî Ali, Abdulhamid b. dönemde Müslüman olan Türklerin sadece askerî sahada değil, dinî ilimlerde, felsefe, musikî vb. sahalarda da büyük hizmetleri görülmüştür. Kur’an-ı Kerim ve diğer kitapların yazılmasında ve hattatlığının gelişmesinde, kağıt imalatının önemli bir yeri vardır. Bu da Uygur Türklerinin Talas Savaşı’ndan sonra İslam medeniyetine bir armağanı olarak arasında İslamiyeti devlet dini olarak kabul eden ilk devlet İdil Volga Bulgar Devleti’dir. 922’de mucizevî bir hidayet eseri olarak İslam’ı kabul eden Bulgar hükümdarı İlteber Almuş Abbasî Halifesi Muktedir-Billah’a bir elçilik heyeti göndererek kendisine İslam dinini tebliğ edecek din bilginleri fakihler, cami ve kale yapımına yardımcı olacak ustalar istemiştir. Halife Muktedir de bu isteği memnuniyetle kabul edip Mart-Nisan 921 tarihinde istenen din adamları, usta ve parayı hakana heyeti soğuğa karşı kalın Türk elbiseleri giyerek Oğuz, Peçenek ve Başkurt bölgelerinden geçerek Etil kıyılarından İlteber Almuş’un otağına vardılar. 16 Mayıs 922 tarihinde toplanan Etil İdil Bulgar beyleri halifenin İslam’a davet mektubunu büyük bir hürmetle ayakta dinlediler. Yeri-göğü titreten tekbir sesleriyle Müslümanlığı kabul ettiler. Türkistan’da olduğu gibi burada da Müslüman olan İdil Bulgarları göçebe hayatı terkedip yerleşik hayata geçmeye başladılar. Böylece İdil Bulgarları Müslümanların kuzeybatıdaki temsilcileri oldular ve Başkurtlar gibi Batılı Türk boylarının da İslamiyeti kabul etmesinde önemli rol oynadılar. Bu elçilik heyetine katip olarak katılan İbn Fazlan bu seferle ilgili bir seyahatname kaleme almış ve eser Türkçeye Fazlan’ın Seyahatname’de verdiği bilgilerden İslamiyetin IX. yüzyıldan itibaren İdil Bulgarları arasında yayıldığı anlaşılmaktadır. Bulgar hakanının da İslamiyeti kabul etmesiyle İdil Bulgarları arasında Müslümanlık köklü bir şekilde yayılmıştır. İdil Bulgarları arasında Müslümanlığın yayılmasında Harizmli tüccarların da çok önemli rol oynadığı anlaşılmaktadır.–NOT Bu ilgili makale, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Sayın Prof. Dr. Abdülkerim Özaydın’nın Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 2. cildinde yer alan “Türklerin İslamiyeti Kabulü” adlı makalesinden yararlanılarak hazırlanmıştır.
6. Ünite Türklerin İslamiyeti Kabulu ve İlk Türk İslam Devletleri 3,953 okunma İçindekiler1 TÜRKLERİN İSLAMİYETE İlk Müslüman Türk TALAS Nedenleri Sonuçları Türklerin İslamiyet’i Kabul Edişlerinin Türkler Abbasi Devleti Türkler İslâmiyet’i Kabul Etmelerinin Sonuçları Türklerin İslamiyete Hizmetleri TÜRKLERİN İSLAMİYETE GİRİŞİ İlk Müslüman Türk İlişkileri Ömer Dönemi’nde Sasani Devleti’nin yıkılmasıyla Müslüman Araplarla Türkler komşu olmuştur. Hazar ve Horasan Türkleri Osman Dönemi’nde Türklerle Müslüman Araplar arasında mücadeleler tarihlerde bölgede Türgiş Devleti bulunuyordu. Göktürkler ise Çin egemenliği altındaydılar Türk-Arap savaşları en yoğun olarak Emeviler döneminde yaşanmıştır. Emeviler Dönemi’nde, Türkler arasındaki milli birliğin olmayışından faydalanan Emevilerin Horasan valisi Kuteybe bin Müslim Horasan ve Semerkant’ı alarak tüm Maveraünnehir bölgesini Türklerden almıştır. Bölgeye Arap göçmenleri yerleştirilmiş, ancak Emeviler Türklere sert davranmışlardır. Türgiş Hakanı Sulu Han buraları geri almıştır. Baga Tarkan zamanında mücadele eden Türgişler başarılı olamamışlardır. Abbasiler Türklere karşı hoşgörü ile yaklaşmış, Talas Zaferi önemli bir dostluk ortamı oluşturmuştur. TALAS SAVAŞI Nedenleri Çin’in Türkistan’ı ele geçirmek istemesi Çin’e karşı koyacak durumda olmayan Batı Türkistan’daki Türklerin Abbasilerin, Horasan Valisi Ebu Müslim’den yardım istemesi. Sonuçları Orta Asya Çinlilerin egemenliğine girmekten kurtulmuştur. Çin’in, Orta Asya’daki baskısı bitti. Bu durum, Uygurların kuvvetlenmesine ve Batı Türkistan’daki Türklerin rahatlamasını sağladı. Türklerle Müslüman Araplar arasındaki ilişkiler iyileşmiş, savaşların yerini dostluklar almıştır. Türklerle Müslüman Araplar arasında ticari ilişkiler gelişmiştir. Türkler kitleler halinde İslâmiyet’i kabul etmeye başlamıştır. NOTKarluklar kitleler halinde İslamiyet’i kabul eden ilk Türk topluluğudur. Aynı tarihlerde İtil çevresinde bulunan Bulgar Türkleri hükümdarı Almış Han Abbasi halifesine baş vurarak din alimleri göndermesini istemiştir 920. Talas Savaşı Türk – İslâm tarihinin başlangıcı kabul edilmiştir. Türkler Abbasi Devletinin hizmetine girerek görev almaya başladılar İslam dünyası yeni bir güç kazandı.. Dünya kültür tarihi bakımından önemli kabul edilen kâğıt, Çin’in dışında yayılmaya başlamıştır. Talas Savaşında Araplara yardım eden Karluk Türkleri, Türk birliğini sağlayarakYağma ve Çiğil Türkleri ile birlikte Karahanlı Devletini kurdular. Türklerin İslamiyet’i Kabul Edişlerinin Nedenleri Müslüman tüccarların faaliyetleri Türklerde tek tanrı inancının yaygın olması . Türklerdeki cihan hakimiyeti anlayışının İslâmiyet’teki cihat ve fetih anlayışına benzemesi İslâm dini ile eski Türk inançları arasında benzerlik bulunması ahiret, cennet, cehennem, kurban kesme …. İslamiyet’in üstün bir inanç sistemi olarak görülmesi Türk kültürü ile İslam kültürünün benzer özellikler taşıması temizlik ve ahlak anlayışı Abbasilerin hoşgörülü siyaseti Talas Savaşı’nın etkisi 751 – VIII. yy. Türkler Abbasi Devleti Hizmetinde Abbasi Halifesi Cafer el Mansur, ilk defa Türkleri askeri birlikler arasına almıştır. Halife Harun Reşid, muhafız birliğini Türklerden oluşturdu ve Türkler Bizans sınırına yerleştirilmeye başladılar. Emin ile Memun arasındaki halifelik mücadelesinde Memun, Emin’i destekleyen İranlıların yerine Türklerden ordu birlikleri kurdu. Halife Muttasım, Samarra şehrini Türkler için kurdu. Türkler Abbasi Devletinde Vezir ve Haciblik yaptılar,Bizans sınırında görev aldılar, iç isyanları basyırdılar, çeşitli eyaletlerde valilik görevlerinde bulundular. Türkler İslâmiyet’i Kabul Etmelerinin Sonuçları Türklerin İslamiyete Hizmetleri İslâmiyet’i daha geniş bir alana yaymışlardır Pakistan, Afganistan, Bangladeş ve Hindistan’ın bir kısmı ile Balkanlar İslâm dünyasındaki ayrılıkları etkili bir şekilde ortadan kaldırarak Halifeyi korumuşlardır. İslam medeniyetinin gelişip yaygınlaşmasında etkili oldular İslamiyet’in yayıldığı sahalarda devletler kurdular Türkler, karışıklık içinde bulunan İslâm dünyasının koruyuculuğunu üstlendiler. Selçuklular, Abbasi halifelerini himaye ettiler. Batı’da Haçlı Seferleri’ne, Doğuda Moğol akınlarına karşı Türkler tarafından set oluşturuldu. Böylece İslâm dünyası dağılmaktan kurtulmuştur. Bin yıla yakın bir süre Türkler, İslâmiyetin bayraktarlığını yapmıştır. Gazneli Mahmud’un Hindistan’a yaptığı seferler neticesinde İslâmiyet Hindistan’a kadar ulaşmıştır. Böylece yakın dönemlerde kurulan Pakistan ve Bangladeş’in temelleri atılmıştır. Osmanlı Döneminde ise Türkler Balkanlara yerleştiler. Arnavutlar, Bosna-Hersekliler Boşnaklar bu dönemde Müslüman oldular. OKUMA TAVSİYESİ 9. Sınıf Tarih İlk Türk Arap İlişkileri Özeti Tavsiye Konular Büyük Selçuklu Ordusu Bu yazımızda Büyük Selçuklu Devleti’nin ordusunu oluşturan bölümler hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Büyük Selçuklu Ordusu …
Türklerin topluca İslamiyeti din olarak kabulleri ve İslam medeniyeti dairesine dahil olmaları, Türk Tarihi açısından son derece de önemli bir Osman Turan, Türkler ve İslâmiyet adlı makalesine şu cümle ile başlar“Yeni bir din veya medeniyetin kabulü, cemiyet içerisinde inanış, düşünüş ve yaş ayış gibi türlü bakımlardan husule getirdiği derin değişiklik ve inkişaflar dolayısıyla bir kavimin tarihinde en mühim bir hadise olmak vasfını daima muhafaza eder.”Fakat bu olayın ehemmiyeti yalnızca Türk Tarihinde sebep olduğu gelişmelerden ibaret değildir. Türklerin İslamı benimsemeleri, İslam Tarihi açısından da pek önemli bir dönüm noktası teşkil ettiği gibi, yüzyıllar boyunca değişik şekillerdeki tezahürleri dolayısıyla da Genel Dünya Tarihinin en mühim hadiselerinden birini Türklerin milli dinleri, Şaman denilen din adamlarına sahip olması dolayısıyla, biraz da yanlış bil biçimde çoğu zaman şamanilik Şamanizm diye bugün halâ tartışması devam eden bu isim konusunu bir tarafa bırakacak olursak, eski Türk dininin de kendi içerisinde bir gelişim geçirdiğini ve nihayet her şeye kadir bir yüce yaratıcı, Gök-Tengri Tanrı inancına ulaştığını Öncesi ve Müslümanlık Sonrası TürklerGenel kabul gören bu din yanında Türkler, İslamiyeti tanımadan önce Budizm, Zerdüştlük Mecusilik, Maniheizm ve Hristiyanlık, hatta Yahudilik gibi bazı dinleri de kabul etmişlerdir. Bütün bu dinler, Türk dünyasının değişik bölgelerinde ve bazen değişik devirlerinde kendilerine salikler bulabilmişlerdir. Biz bunun, yani Türklerin İslamiyetten önceki dini tarihleri üzerinde burada duracak değiliz. Bununla birlikte bu vesile ile Türklerin inanç dünyalarında, bütün tarihleri boyunca en önemli yeri İslamiyetin tutmuş olduğunu önemle kaydetmemiz ki İslamiyetin Türk illerine ulaşıp belirli bir tanışma döneminin sonunda Türkler arasında yayılmaya başlamasıyla, bu milletin hayatında yepyeni bir dönem başlamıştır. Aynca da Türkler İslamiyeti, çok küçük guruplar halindeki istisnaları hariç, bir millet bütünü olarak kabul etmişlerdir. Bu topluca kabul ediştir ki, çok defa Türk deyince müslüman, müslüman deyince de Türkün anlaşılmasına neden İslamiyeti Nasıl Kabul Etti?Milletlerin, atalarını inanır buldukları esasları terk ederek yeni inanç sistemlerini benimsemeleri, çoğu defa kolayca gerçekleşmeyen bir hadisedir. Çeşitli dinlerin yayılış tarihleri yanında, bizzat Hz. Peygamber’in, içlerinden çıktığı Arap toplumuna İslamiyeti tebliğ ve onları Hak yola sokmakta çektiği sıkıntı ve karşılaştığı güçlükleri bu noktadan bakıldığında, İslamiyetin Türkler arasında, hemen ilk temasla birlikte ve çok kısa bir zamanda yayılmadığını tahmin etmek mümkün olur. Türklerin İslamiyeti, müslüman Araplar vasıtasıyla tanımaları ve önceleri tek tek veya münferit guruplar halinde müslüman olmaları, nihayet yüzbinleri geçen çadırlar halkının bir anda Allah’ın hidayetine ulaşmaları süreci, üç asrı geçen bir zaman diliminde gerçekleşmiştir.
Türklerin, İslam ordularının ilk karşılaşmasının, 751 Talas Savaşı olduğu söylenmektedir ancak bu söylem gerçeği yansıtmamaktadır. Talas Savaşı, Türklerin, İslam ordularıyla ilk defa aynı safta savaştıkları savaştır. Türkler, Talas Savaşı’na kadar bir çok kez İslam ordularına karşı savaşmış, İslamiyet dinini İslam dinini ilk kabul edenleri kesinlikle tespit etmek güçtür. Kabul gören genel görüşe göre İslamiyeti kabul eden ilk Türk topluluğu Karluklulardır. Bir kısım Hazarlar da pek önceden Müslüman olmuşlardı, İslamiyet dinini benimseyen ilk Türk devleti ise Karahanlılar olarak kabul görmüştür. Türk boylarının İslamiyeti kabul edişlerindeki zaman farklılıklarının ve inanışta oluşan farklılıkların temel nedeni İslamiyet öncesi dönemde tek bir inanca mensup olmamaları denilebilir. Manihezm, Gök-Tanrı inancı ve Budizm Türkler arasında yaygındı dolayısıyla önceki dinlerinden taşıdıkları inanç ve uygulamalar da farklı Ayrıca şunu unutmamak gerekir ki, Altay, Ötüken ve Baykal çevreleri yabancı din etkilerinin dışında kalıyordu. İslamiyet’in etki ve bilgisi buralara o ilk yıllarda pek az Türklerin İslamiyet’e geçiş sebeplerinden en önemlisi olarak sayılan Gök Tanrı inancının İslamiyet’e benzer olduğu görüşü ise eksik bir önermedir. Gök Tanrı inancının Semavi dinlere benzediğini söylemek daha doğru olacaktır. Bu durum, Türklerin aynı dönemlerde Yahudiliği ve Hristiyanlığı da benimsemesini de açıklayabilir. Dolayısıyla Türklerin İslamiyete geçişinin temel etmeninin din benzerliği olduğunu söylemekten ziyade misyonerlik faaliyetlerinin olduğunu söyleyebiliriz. Bu faaliyetler ilk dönemlerde Arap seyyahlar tarafından üstlenilmişse de Türklerin İslamiyeti benimsemesinden en önemli rolü İslamiyeti benimsemiş Türkler üstlenmiştir. Türkistan coğrafyasında Hoca Ahmet Yesevi, Anadolu’da Tapduk Emre, Yunus Emre ve Mevlana Celaleddin Rumi gibi isimler bu görevi üstlenen en önemli isimlerdendir. Yine Anadolu coğrafyasında ise tekkeler, zaviyeler, “derviş” olarak adlandırılan dini önderler ve tasavvuf anlayışı İslamiyet’in yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Türklerin İslamiyete geçiş dönemini 3 ana evreye ayırabiliriz 1 Türklerin bireysel olarak İslamiyete geçişleri 642 – 751 . 2 Grup halinde din değiştirme, orduda ve yönetimde görevler üstlenme 751 – 868 . 3 Toplu din değişiklikleri ve ilk Müslüman Türk devletlerinin kuruluşları 868 – 940. 5 Ancak dördüncü bir evrenin var olduğunu da söylemek gerekir. Bu konuda bu üç evre sonunda Türklerin tamamen İslamiyet’i kabul ettiği görüşü gerçeği yansıtmamaktadır. İbni Fadlan’ın seyahatnamesi ve kaleme alınan diğer seyahatnameler bu görüşü çürüten kaynaklardan olmakla birlikte İlber Ortaylı da Anadolu’ya göç eden Türklerin büyük bir kısmının -özellikle Toroslar bölgesine göç edenleri vurgular- Gök-Tanrı inancına mensup olduğunu, Selçuklu Devleti döneminde Türk boylarının İslamiyeti benimsemesinin önemsenmediğini belirtmiştir. Hatta Osmanlı Devleti döneminde kadim dinin izlerinin görüldüğü vurgulanır. Bu konuda bir iddia da Halil İnalcık tarafından ortaya atılmıştır. Fatih Sultan Mehmet Han’ın akıl hocası olan Ak Şemseddin’in dahi yarı şaman bu tabir Gök-Tanrı inancını sürdüren Alevi toplumu için kullanılır olduğunu iddia Dolayısıyla bu sürecin sonuç aralıkları hakkında net bir bilgi vermek mümkün değildir. Türklerin inandığı İslam anlayışının da Arap yada Fars toplumuyla birebir aynı olduğunu söylemekte mümkün değildir. Nitekim özellikle Anadolu Türkünün, Gök-Tanrı inancından, İslam inancına taşıdığı bir çok adet, Türkler tarafından İslam dini açısından kutsal görülmekte; fakat Arap toplumları tarafından bu inanışlar bidad ilan edilmektedir. Bunlara örnek olarak, vefatın yedinci gününde mevlit yapma, doğumda ve ölümde kırkıncı güne özel anlam yükleme, dua ederken kıbleye dönmek yerine göğe bakma, mezarlık ziyaretlerinde bulunma, yağmur duasına çıkma, kötü rüyayı suya anlatma, türbe vb. yerlerde dua etme verilebilir. Türkler gibi İslamiyeti benimseyen hemen hemen her toplumda da benzer eski örf ve ananelerin aktarıldığı da görülmektedir. Sonuç olarak Türklerin İslamiyeti kabulü yaygın görüşün aksine kısa sürede tamamlanmamıştır. [1] Talas Savaşı’nda Türkler, Türkistan coğrafyasına seferler düzenleyen Araplarla yine düşmanları Çinliler arasında tercih yapmak zorunda kalmıştır. Savaşın başında Çinliler ile ittifak yapan Türkler, taraf değiştirip Araplarla birlikte Çinlilere karşı savaşmıştır. Bu taraf değiştirmenin sebepleri ve Türklerin, Çinliler ile savaşın başında ittifak yapmasına , makalemizin ana konusu olmaması sebebiyle detaylı değinmeyeceğim. Ancak konu hakkında okuma yapmak isterseniz Talas Savaşı hakkında okuma yapmanızı önermekteyim. [1] Hikmet Tanyu, Türklerin Dini Tarihçesi, Birinci Baskı, 1978 İstanbul, [2] Yaşar Kalafat, Altaylar’dan Anadolu’ya Kamizm, [3]Hikmet Tanyu, [4] Şerafettin Turan, Türk Kültür Tarihi, [5] Çevrimiçi Bağlantı türklerin islamiyeti kabulü Sık Sorulan Sorularİslamiyeti kabul eden ilk Türk boyunın Karluklular olduğu kabul edilir. Türklerin İslamiyeti kabul etme nedenleri arasında; erken dönemde Gök-Tanrı inancıyla İslamiyetin arasında benzerliklerin bulunması, Emevilerin Türkistan coğrafyasında fetihlerle İslamiyeti yayması, Anadolu coğrafyasında ise tasavvuf inancının yanı sıra tarikatların, tekke ve zaviyelerin İslamiyeti yayma çalışmaları yer almaktadır. İslamiyeti kabul eden ilk Türk devleti Karahanlılardır. Gazi Üniversitesi AHBV Kamu Yönetimi Bölümü Doktora Öğrencisi Çalışma Alanları Yerel yönetimler, kamu yönetimi, siyaset bilimi
türklerin islamiyeti kabul etmesiyle başlayan türk dili dönemi