Bildirin Osho, 1960'laɾdan itibaɾen Achaɾya Rajneesh, 1970'leɾde ve 1980'leɾde Bhagwan Shɾee Rajneesh ve 1989'dan sonɾa Osho olaɾak bilinen, Hint mistik guɾu ve spiɾitüel. Hindistan'ın Madhya Pɾadesh adlı eyaletinde 11 Aɾalık 1931 yılında dünyaya gelen Osho, biɾ öğɾeti insanıdıɾ. Çocukluk yıllaɾından itibaɾen
22 O, öyle bir Allah’dır ki yeryüzünü, sizin (fayda ve rahatınız) için bir döşek, semâyı (göğü) bir bina yaptı ve sizin için, gökten bir su indirdi de onunla türlü mahsullerden bir rızık çıkardı. Artık siz de Allah’ın eş ve benzeri olmadığını bildiğiniz halde, Allah’a eşler koşmayınız.
" İnsanlar bir vücudun hücreleri gibidir: Eğer ki bedenin bir yeri yara almışsa tüm vücud acır." Gençlik yıllarımda edindiğim bu söz benim, yaşam felsefem, yoldaşım olmuştu. Yıllardır annemi ve beni görmeye bile gelmeyen kardeşlerimi affettim. Ama aynı hatalar yinelendi. Daha sonra annemin sözlerini anımsadım:
Bakımdakihasta için yapılan dualar şu şekildedir: İnsanların Rabbinden git ve iyileş ve sen şifacı sensin Çarın yok ama iyileşmen hastalığı bırakmayan bir çaredir. Ey Tanrım, O'nun elini tut ey Tanrım, uyumayan gözlerinle onu koru ve iyi olmayan köşenle onu durdur. Hastalara yoğun bakım duası, Allah şifa versin
Eğeraşık olursan incinebilirsin . Hey, beni iyi dinle onu değiştirmeye çalış eğer istiyorsan . Ve sen de hissettiğini iyi biliyorsun. Olacak, yani
Etimlezzetli ve sulu., Limon - Hasta olursan eğer hemen onu hatırla, ekşi ve sulu kaldırır seni ayağa., Bilmeceler. Paylaş Paylaş
F4YunXw. Duygularını gizlemek yerine belli etmeyi tercih eden Fenerbahçe Teknik Direktörü Vitor Pereira, Trabzonspor maçında bu yönünü fazlasıyla gösterdi. Portekizli hocanın özellikle gol sevinçleri merakla izlenmeye başlandı. Fernandao attı, çıldırdı! Daha önce sevinçlerini birkaç kez top toplayıcı çocuklara sarılarak gösteren tecrübeli hoca, derbide yeni örnekler sundu. Özellikle Fernandao'nun golünden sonraki halleri görülmeye değerdi. Çılgın bir sevinç gösterisi şovu sunan Pereira, maçtan sonra soyunma odasında ise coşkusunu peş peşe patlattığı esprilerle doyasıya yaşadı. Futbolcular arasında Trabzonsporlu oyuncuların çok sinirli olmaları konuşulurken araya giren Pereira, "Size rakip olsam ben de sinirlenirdim. Ne top oynattınız ne de top gösterdiniz" diyerek herkesi gülmekten kırdı geçirdi. Pereira, sonra da neredeyse top gelmeyen Volkan Demirel'e dönerek, şu espriyi patlattı "Senin için zor bir gece olmalı. Üşümüş olmalısın. Eğer hasta olursan sorumlu ben değilim, bunlar..." Terim seni de götürür Volkan'ın performansını öven Pereira'nın, "Türkiye'nin en iyi kalecisi sensin. Fatih Terim zeki bir teknik direktör, sensiz Fransa'ya gitmez" şeklindeki sözleri ise milli file bekçisine Euro 2016 için umut verdi.
benim bu psikolojik oldu herhalde habire ordan oraya geçiyorum sıkılıyorum belki evlenirsem gider 27 yaşındayım istanbuldayım........ belki yakınım olsa böyle olmaz arada işsizde kalıyorum lanet olsun........... bu kadar bu sadece senin sorunun değil. Y kuşağının bir üyesisin ve Ykuşağının genel karakteristiklerinden biridir. Y kuşağı için daha fazla bilgi almak istiyorsan google ya da wikipedia. eğer ingilizcen varsa generation Y hakında yabancı kaynaklarda çook fazla bilgi bulabilirsin. bir yerde calisip kalmaya calis yolun yarisindasin sigortana devam et ihtiyarliginda sokakta kartonmu toplicaksin yoksa emekli maasinla gül gibi yasiyacakmisin? quoteOrijinalden alıntı sicknessss bu sadece senin sorunun değil. Y kuşağının bir üyesisin ve Ykuşağının genel karakteristiklerinden biridir. Y kuşağı için daha fazla bilgi almak istiyorsan google ya da wikipedia. eğer ingilizcen varsa generation Y hakında yabancı kaynaklarda çook fazla bilgi bulabilirsin. kaç yıldır pc kullanıyorum ilk defa böle bişey duydum ama pek fazla onla ilgisi yok sanırım.......... buranın da çözüm olacağını sanmıyorum.......... quoteOrijinalden alıntı +24edition bir yerde calisip kalmaya calis yolun yarisindasin sigortana devam et ihtiyarliginda sokakta kartonmu toplicaksin yoksa emekli maasinla gül gibi yasiyacakmisin? işin içindeyken öyle diyemiyorsun işte insanın canını sıkıyorlar vakit ayıramıyorum......... psikolig sorunlar, birde çalışamıyor insan............ Çok iş değiştirenlere de şüpheyle yaklaşabilirler bunu da düşün... İş bulman zorlaşabilir. hocam zaten böyle bir konunun nasıl bir çözüm bulunabileceğini düşünüyorsunki? biri gelip iş teklifi yapıp çıkmak yasak mı diyecek? bende yeni yeni öğrendi Y kuşağı X kuşağı olaylarını falan, yeni bi kuşak yetişiyor mesela şu sıra, bizden yani y kuşağından çok daha farklı, bekleyip görelim nasıl olacak bunların nesli, çünkü daha en büyükleri 10 yaşlarında şu y kuşağı çok dikkatimi çekti en bana yakın olanıda çabuk sıkılma olayı ben istemediğim halde çabuk sıkılıyorum lanet şey nerden geldi bu özellik.................. bana iş durumumuda etkiliyor bu lanet durum............. aynen ben de ya çok çabuk sıkılıyorum herşeyden Benimde hemen hemen aynı sıkıntım var ya. Sürekli iş değiştirmek değilde sıkılma çok fazla... Yaş bakımından da aynı sayılırız 29. Problem bizim bu kuşakta mı yani? Valla ben zenginlerinde yanında çok bulundum. Şunu söyleyebilirim ki ataların gözlerini açıp sana bişiyler bırakmadıysa hayata 1-0 yenik başlıyorsun. Ataların sana mesela bi arsa bırakmış olsa ve sende onu değerlendirebilirsen durum 1-1 oluyor ve top sende oluyor. Benimde yakınlarım yok. Tek başıma nereye kadar olacak bu iş durumları... Mesela geçenlerde bi tanıdığım babasının arkadaşının yanında işe başladı. Yani işe bilgili birisini almak değil milletin derdi, tanıdık almak mantığı var. Bu durumda bizi kim hatırlasın! ülkemizde halen sskdan emekli olacağını ondan gelicek parayla gül gibi yaşıcanı düşünen gençlerin olması negüzel. 60 küsür yaşında emekli olacaksın eee ya çalışırken hasta olursan ? 23 yaşındayım 11 milyar para yatmış sskya 16 yaşımdan beri yatıyor şimdiye kadar hasta oluşlarımı toplasan 500 lirayı geçmemiştir diştir odur budur ota boka zaten özele gidiyoruz devlet hastanesine güvenmedimizden. Ne anladım ben böle işten sskya yatırdıkları parayı 30umda bana versinler dünyada görmek istediğim 4-5 yer var oraları göriyim ondan sonra kendimi en güzel köprüden atmassam cümle alem sıçsın azıma. Ben bu yaşımda saçlarımı beyazlattım stresten bütün metebolizma çöktü 20 tane iş değiştirdim, beni bu yaşımda rahat ettirmeyen devlet 60 tan sonra ettirmesin zaten okadar yaşamak isteyen yokki... quoteOrijinalden alıntı elfmrt ülkemizde halen sskdan emekli olacağını ondan gelicek parayla gül gibi yaşıcanı düşünen gençlerin olması negüzel. 60 küsür yaşında emekli olacaksın eee ya çalışırken hasta olursan ? 23 yaşındayım 11 milyar para yatmış sskya 16 yaşımdan beri yatıyor şimdiye kadar hasta oluşlarımı toplasan 500 lirayı geçmemiştir diştir odur budur ota boka zaten özele gidiyoruz devlet hastanesine güvenmedimizden. Ne anladım ben böle işten sskya yatırdıkları parayı 30umda bana versinler dünyada görmek istediğim 4-5 yer var oraları göriyim ondan sonra kendimi en güzel köprüden atmassam cümle alem sıçsın azıma. Ben bu yaşımda saçlarımı beyazlattım stresten bütün metebolizma çöktü 20 tane iş değiştirdim, beni bu yaşımda rahat ettirmeyen devlet 60 tan sonra ettirmesin zaten okadar yaşamak isteyen yokki... şu an kafam iyi ondan dolayı mı bilmiyorum ama bugüne kadar forumda beni en çok etkileyen mesaj. art arda kaçkere okudum bilmiyorum ama hepsinde hak verdim. ama içimdeki bir ses sürekli sadece bu değil hayat, bişeylere ulaşmak için daha çok çalışmak istiyorsun, e bunu yapamadığın zaman ne anlamı kalıyor ki? benim arkadaşlarım arasında durumu çok kötü olanlar var. bende iyi olanlar sınıfına girmem aslında. bunun yanında durumu heralde bizim bölümdeki diğer arkadaşlarımın mal varlıklarını toplamından daha fazlasına sahip olan bir arkadaşım daha var. çocuk içimizde bir çoğumuzdan daha hevesli bir şeyler yapmak için. çocuk bugün ben okmuyorum dese hayatını sonuna kadar sürdürebilecek kadar parası var belki, ama bu adam bir şeylere ulaşmak için bizden daha çok çaba sarfediyorsa düşünmemiz gereken bazı şeyler var demektir. quoteOrijinalden alıntı sicknessss quoteOrijinalden alıntı elfmrt ülkemizde halen sskdan emekli olacağını ondan gelicek parayla gül gibi yaşıcanı düşünen gençlerin olması negüzel. 60 küsür yaşında emekli olacaksın eee ya çalışırken hasta olursan ? 23 yaşındayım 11 milyar para yatmış sskya 16 yaşımdan beri yatıyor şimdiye kadar hasta oluşlarımı toplasan 500 lirayı geçmemiştir diştir odur budur ota boka zaten özele gidiyoruz devlet hastanesine güvenmedimizden. Ne anladım ben böle işten sskya yatırdıkları parayı 30umda bana versinler dünyada görmek istediğim 4-5 yer var oraları göriyim ondan sonra kendimi en güzel köprüden atmassam cümle alem sıçsın azıma. Ben bu yaşımda saçlarımı beyazlattım stresten bütün metebolizma çöktü 20 tane iş değiştirdim, beni bu yaşımda rahat ettirmeyen devlet 60 tan sonra ettirmesin zaten okadar yaşamak isteyen yokki... şu an kafam iyi ondan dolayı mı bilmiyorum ama bugüne kadar forumda beni en çok etkileyen mesaj. art arda kaçkere okudum bilmiyorum ama hepsinde hak verdim. ama içimdeki bir ses sürekli sadece bu değil hayat, bişeylere ulaşmak için daha çok çalışmak istiyorsun, e bunu yapamadığın zaman ne anlamı kalıyor ki? benim arkadaşlarım arasında durumu çok kötü olanlar var. bende iyi olanlar sınıfına girmem aslında. bunun yanında durumu heralde bizim bölümdeki diğer arkadaşlarımın mal varlıklarını toplamından daha fazlasına sahip olan bir arkadaşım daha var. çocuk içimizde bir çoğumuzdan daha hevesli bir şeyler yapmak için. çocuk bugün ben okmuyorum dese hayatını sonuna kadar sürdürebilecek kadar parası var belki, ama bu adam bir şeylere ulaşmak için bizden daha çok çaba sarfediyorsa düşünmemiz gereken bazı şeyler var demektir. bu zamana kadar en cok etkilendigim bir alinti dostum gercekten anlayarak okumussun ve dusunerek cevap vermissiz, zengin veya durumu olmayan biri olmamiz onemsiz, sadece her zaman bir seylerin pesinden kosmak Sayfaya Git Sayfa
Abdullah b. Mesûd şöyle anlatır Ben, Abdullah hasta iken onu ziyaret etmek maksadıyle yanına girdim. Kendisi bize biri kendinden, biri de Allah Resulü'nden olmak üzere iki hadis söyledi Allah Resulü'nü şöyle buyururken işittiğini söyledi "Muhakkak Allah mümin kulunun tevbesi sebebiyle şu kimseden daha fazla sevinir Öyle bir kimse ki çorak bir arazide devesi ile birlikte bulunuyor. Devesinin üzerinde yiyeceği ve içeceği vardır. Derken uyuya kalır. Uyandığında bir de bakar ki devesi gitmiş. Devesini aradı. Nihayet kendisine şiddetli bir susuzluk erişti. Sonra kendi kendine Artık ben ilk bulunduğum yere döneyim de orada ölünceye kadar uyuyayım dedi. Gitti, ölmek üzere başını kolunun üzerine koydu. Bir aralık uyandı. Bir de baktı ki devesi yanıbaşında. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devenin üzerinde! İşte Allah mümin kulunun tevbesine bu kimsenin devesini ve azıklarını bulması anındaki sevincinden daha fazla sevinir." Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4929 Enes b. Malik Allah Resulü'nün şöyle buyurduğunu söylemiştir "Allah'ın, kulu kendisine tevbe ettiğinde sevinmesi Birinizin, çorak bir arazide devesi üzerinde bulunduğunda, üzerinde yiyeceği ve içeceğinin bulunduğu devesi kaçar. Devesini bulmaktan ümidi kesip de nihayet bir ağacın gölgesinde yatar; devesinden ümidini kesmiştir. Tam bu haldeyken birdenbire devesini yanıbaşında dikiliyor bulur. Hemen devesinin ipini tutar. Sonra sevincinin şiddetinden dolayı Allahım! Sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim! diyerek sevincinin şiddetinden dolayı böyle hata etmesindeki sevincinden daha fazladır." Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4932 Ebu Hureyre'nin ifade ettiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur "Allah mahlûkatı yarattığı zaman kendi nezdinde Arş'ın üzerinde bulunan kitabına "Muhakkak benim rahmetim gazabıma üstün gelir" yazmıştır. Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4939 Ebu Hureyre Allah Resulü'nden şöyle buyurduğunu işitmiştir "Yüce Allah rahmetini yüz parçaya ayırıp doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını da yer yüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün mahluklar birbirlerine merhamet ederler. Hatta hayvan, üzerine basarım endişesiyle ayağını yavrusundan kaldırır." Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4942 Ömer b. Hattab şöyle anlatır Allah Resulü'nün huzuruna bir takım esirler gelmişti. Bunların içinde bir kadın vardı ki çocuğunu aramakta idi. Kadın esirler arasında çocuğu bulunca hemen onu aldı bağrına bastı ve emzirmeye koyuldu. Allah Resulü bize "Şu kadının, kendi çocuğunu ateşe atacağını sanır mısınız?" dedi. Biz de Hayır vallahi. Atmamak elinden geldiği sürece atmaz, dedik. Bunun üzerine Allah Resulü "İşte muhakkak ki yüce Allah, kullarına bu kadının çocuğuna acımasından daha merhametlidir" buyurdu. Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4947 Ebu Hureyre'den bildirildiğine göre Allah Resulü şöyle buyurmuştur "Asla hiçbir iyilik yapmamış olan bir adam ailesine Öldüğüm zaman beni yakın. Sonra külünün yarısını karaya, yarısını da denize doğru savurun. Allah'a yemin ederim ki eğer Allah ele geçirmeğe kadir olursa alemlerden hiç bir kimseye azap etmediği bir azaba çekecektir, dedi. Bu kimse öldüğü zaman emrettiği işleri yaptılar. Neticede Allah karaya emretti. Kara hemen kendisinde bulunanları topladı. Allah deryaya emretti, o da derhal kendisinde bulunanları toplayıverdi. Sonra Allah o kimseye Bunu niçin yaptın? diye sordu. Adam Senden korktuğumdan dolayı ya Rabb! Sen daha iyi bilirsin! dedi. Bunun üzerine Allah onu affetti." Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4949 Ebu Saîd Hudrî Hz. Peygamber'den şunları nakletmiştir Sizden önceki ümmetlerden bir kimse vardı. Allah ona mal ve evlat ihsan etmişti. Bir gün evladına hitaben Vallahi ya benim emredeceğim şeyi yaparsınız, yahut da ben mirasımı sizden başkalarına vasiyet ederim Öldüğüm zaman beni yakınız. Zannederim şunu da söylemiştir Sonra beni öğütüp rüzgârda savurunuz. Çünkü ben Allah katında hiç bir hayır biriktirmedim. Şüphe yok ki Allah beni azap etmeğe kadirdir, diyerek bu hususta çocuklarından söz aldı. Rabbime yemin ediyorum ki çocukları da vasiyet ettiği şeyleri yaptılar. Nihayet yüce Allah; Bu yaptığına seni sevk eden nedir? diye sordu. O zat Senden korktum, dedi. Allah Teala "Zaten bunu da başkası affedemez dedi." Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4952 Ebu Hureyre Hz. Peygamber'in Aziz ve Celil olan Rabbından rivayet ederek şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir "Bir kul bir günah işledi. Müteâkiben Allahım! Günahımı bağışla, dedi. Yüce Allah Kulum bir günah işledi, fakat günahı mağfiret eden ve günah sebebiyle cezalandıracak bir Rabbı olduğunu bildi buyurdu. Sonra kul tekrar dönüp günah işledi. Ardından Ey Rabbim! Günahımı affet diye yalvardı. Yüce Allah yine Kulum bir günah işledi, fakat günahı mağfiret eden ve günah sebebiyle cezalandıracak bir Rabbı olduğunu bildi buyurdu. Sonra kul tekrar dönüp günah işledi. Ve Ey Rabbim! Günahımı mağfiret et diye yalvardı. Yüce Allah bu sefer yine Kulum bir günah işledi, fakat günahı mağfiret eden, günah sebebiyle ceza veren bir Rabbı olduğunu gereği gibi bildi. Sen istediğini yap, ben seni mağfiret ettim, buyurdu." Ravi Abdul Ala "İstediğini yap!" sözünü üçüncü yahut dördüncü defa da mı söyledi, bilmiyorum dedi. Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4953 Abdullah b. Mesûd Allah Resulü şöyle buyurdu demiştir "Allah kadar medh ve sena olunmayı seven hiç bir kimse yoktur. Bunun için Allah kendisini medh etmiştir. Allah'tan daha kıskanç hiç bir kimse de yoktur. Bundan dolayı Yüce Allah bütün çirkin fiilleri haram kılmıştır." Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4955 Ebu Hureyre'nin anlattığına göre Allah Resulü şöyle buyurdu "Şüphesiz ki Allah kıskanır. Mümin de kıskanır. Allah'ın kıskanması, haram kıldığı şeyleri müminin işlemesidir." Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4959 Abdullah b. Mesûd'un anlattığına göre Yabancı bir kadını öpen biri Hz. Peygamber'e geldi ve olayı anlattı. Bunun üzerine Gündüzün iki tarafında ve gecenin bazı saatlerinde dosdoğru namaz kıl. Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere büyük bir hatırlatmadır ayeti nazil olunca o zat Ey Allah'ın Resulü! Bu yalnız benim için mi? diye sordu. Allah Resulü "Ümmetimden onu yapan herkes içindir" buyurdu. Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4963 Enes b. Malik'in anlattığına göre Hz. Peygamber'e bir adam geldi ve Ey Allah'ın Resulü! Ben had cezası gerektirecek bir kabahat işledim. O cezayı bana tatbik et dedi. Ravi der ki Bu anda namaz vakti de gelmişti. Adam da Allah Resulü ile beraber namaz kıldı. Namaz bitince yine Ey Allah'ın Resulü! Ben ceza gerektirecek bir kabahat işledim. Binaenaleyh hakkımda Allah'ın Kitabı'nı tatbik eyle! dedi. Allah Resulü "Sen bizimle birlikte namazda bulundun mu?" diye sordu. Evet bulundum dedi. Allah Resulü "Sen affolundun" buyurdu. Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4965 Ebu Saîd Hudrî'den rivayet edildiğine göre Allah'ın Peygamber'i şöyle buyurdu "Sizden evvelki ümmetler içinde bir adam vardı ki doksan dokuz insan öldürmüştü. Bu zat, yeryüzü insanlarının en aliminin kim olduğunu sordu. Kendisine bir rahip gösterildi. O da rahibe gelerek kendisinin doksan dokuz kişi öldürdüğünü ve tevbesinin kabul edilip edilmeyeceğini sordu. Rahip Hayır, edilmez diye cevap verdi. Bu cevap üzerine katil o rahibi de öldürdü. Bununla sayıyı yüze tamamladı. Sonra yine yeryüzü halkının en alimini sordu. Alim bir kimse gösterildi. Onun yanına gelince Bu adam yüz tane insan öldürmüştür. Acaba Onun için bir tevbe yolu var mıdır? dedi. O Evet vardır, insan ile tevbesi arasına kim girebilir? Sen filan yere git. Çünkü orada Allah'a ibadet etmekte olan bir takım insanlar vardır. Sen de onlarla beraber Allah'a ibadet et ve sakın bir daha kendi memleketine dönme. Çünkü orası kötü bir çevredir, dedi. Bunun üzerine adam gitti. Nihayet yolun yarısına vardığı zaman eceli geldi. Bu sefer rahmet melekleri ile azap melekleri çekişmeye başladılar Rahmet melekleri Bu adam tevbe ederek ve kalbi ile Allah'a yönelerek geldi dediler. Azap melekleri de Bu adam hiç bir hayır işlememiştir dediler. Bu sırada insan kılığında başka bir melek geldi. Her iki taraf bu meleği aralarında hakem yaptılar. O melek Şimdi siz buradan itibaren geldiği yer ile gideceği yerin mesafesini ölçün. Bulunduğu bu yer, hangisine daha yakın ise bu kimse oraya ait olur dedi. Melekler mesafeleri ölçtüler ve adamın gitmek istediği yere daha yakın olduğunu gördüler. Bunun üzerine onun ruhunu rahmet melekleri aldılar." Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4967 Hz. Aişe şöyle anlatır Allah Resulü bir sefere çıkmak istediği zaman kadınları arasında kura çekerdi. Kura kime düşerse Allah Resulü onunla birlikte sefere çıkardı. Aişe devamla Gazaya gitmek istediği bir gazvede de aramızda kura attı ve bu kurada benim ismim çıktı. Ben Resulüllah ile beraber sefere çıktım. Bu sefer, hicap ayeti indirildikten sonra idi. Ben havdecimin içinde bindirilir ve konak yerine onun içinde indirilirdim. Bütün yolculuğumuzda böyle oldu. Nihayet Resulüllah bu gazasından ayrılıp da döndüğü ve Medine'ye yaklaştığımızda bir gece yürüyüşü bildirdi. Hareket izni verildiği zaman ben kalkıp yürüdüm. Hatta orduyu geçtim. Hacetimi yerine getirdiğim zaman dönüp yerime geldim. Bir de göğsümü yokladım. Baktım ki Yemen'in gözboncuğundan dizilmiş gerdanlığım kopup düşmüş. Hemen dönüp gerdanlığımı aradım. Fakat onu aramak beni yoldan alıkoymuştu. Benim devemi hazırlayan kimseler gelip havdecimi yüklemişler ve havdecimi bindiğim deve üzerinde götürmüşlerdi. Onlar beni havdecin içinde sanıyorlarmış. O zaman kadınlar hafif idiler, şişmanlamazlardı. Et ve yağ onları bürüyüp kaplamazdı. Çünkü onlar az yemek yerlerdi. Bu cihetle bana hizmet edenler havdeci yüklemek üzere kaldırdıklarında havdecin ağırlık derecesinin farkına varmayarak yüklemişler. Bilhassa ben küçük yaşta genç bir kadındım. Deveyi kaldırmışlar ve gitmişler. Ordu gittikten sonra ben gerdanlığımı buldum. Akabinde konakladıkları yerlere geldim fakat oralarda ne bir çağıran, ne de bir cevap veren kalmıştı. Bunun üzerine ben orada evvelce bulunduğum konak yerime geldim. Ve onlar beni havdecde bulamazlar da beni aramak üzere dönüp yanıma gelirler diye düşündüm. Yerimde otururken uykum geldi ve uyumuşum. Safvan b. Muattal Sulemi sonra Zekvani, ordunun arkasında mola vermişti. Bu zat sabaha yakın yürümüş, benim bulunduğum yere gelmiş, uyuyan bir insan karaltısı görünce benim yanıma gelmiş ve beni görünce tanımış. Beni tesettür farz kılınmadan önce görür idi. Ben onun beni tanıdığı sırada onun istirca sözlerini söylemesi ile uyandım. Uyanınca hemen çarşafıma bürünüp yüzümü örttüm. Allah'a yemin ediyorum ki o bana bir tek kelime söylemiyordu. Ben ondan, istirca sözünden başka hiç bir kelime işitmedim. Devesini ıhtırıp çöktürdü, ön ayağına bastı. Ben de deveye bindim. Safvan bindiğim deveyi önünden çekerek yürüdü. Nihayet kafile konak yerine indikten sonra öğlen sıcağında orduya yetiştik. Bu sırada benim yüzümden helak olan helak olmuştu. İftiranın çoğunu Abdullah b. Ubey b. Selül yapmıştı. Müteâkiben Medine'ye geldik. Medine'ye geldiğimizde ben bir ay hasta oldum. Meğer bu sırada halk iftiracıların sözlerine dalmışlar. Ben ise bunlardan hiç bir şeyin farkında değildim. Yalnız hastalığımda beni işkillendiren bir cihet vardı Peygamber'den, hastalandığım başka zamanlarda gördüğüm lutuf ve şefkâti bu hastalığımda görmüyordum. Ancak yanıma giriyor, selam veriyor, sonra da "Nasılsınız?" diyordu. Bu hâl beni işkillendiriyordu. Fakat bir kötülük hissetmiyordum. Nihayet iyileştikten sonra dışarıya çıktım. Benimle beraber Mistah'ın annesi de çıktı. Biz, Menası tarafına doğru çıktık. Bu yer bizim helamızdı. Buraya biz ancak geceden geceye çıkardık. Bu âdet evlerimizin yakınında helalar edinmemizden önce idi. O zamanlar bizim hâlimiz ilk Arapların âdeti idi. Biz evlerimizin yakınında helalar yapmaktan eziyet duyardık. İşte ben Mistah'ın annesi ile dışarı çıkıp gittim. Bu kadın, Ebu Ruhm b. Muttalib b. Abdu Menafın kızıdır. Annesi de Sahr b. Âmir'in kızıdır ki bu kadın da Ebu Bekr Sıddık'ın teyzesidir. Ebu Ruhm kızının oğlu da Mistah b. Usase b. Abbad b. Muttalib'dir. Orada hacetimizi gördükten sonra ben ve Ebu Ruhm kızı evimden tarafa dönüp gelirken Mistah'ın annesinin ayağı çarşafı içinde sürçtü. Kadın Mistah helak olsun! dedi. Ne fena söyledin! Bedir'de hazır bulunan bir kimseye mi sövüyorsun? dedim. Kadın bana Ah kadın! Sen onun söylediği sözü duymadın mı? dedi. Ben O ne dedi ki? diye sordum. Bunun üzerine o bana iftiracıların sözünü haber verdi. Artık hastalığım kat kat arttı. Evime dönünce yanıma Allah Resulü geldi. Selam verdikten sonra Nasılsınız? diye sordu. Ben de Ebeveynimin yanına gitmek üzere bana izin verir misin? dedim. Ben o sırada bu haberi ebeveynim tarafımdan tahkik etmek istiyordum demiştir. Allah Resulü bana izin verdi. Ben de ebeveynimin yanına gittim ve anneme Ey anneciğim! İnsanlar ne konuşuyorlar? dedim. Annem Ey yavrucuğum! Sakin ol. Vallahi bir erkeğin yanında sevgili, parlak, güzel bir kadın olsun ve onun bir çok ortakları bulunsun da onun aleyhinde çok laf etmesinler pek nadirdir dedi. Ben de Subhanallah! İnsanlar bunu mu konuşuyorlarmış? dedim. Bunun üzerine bütün gece ağladım. Sabaha kadar gözümün yaşı dinmiyor, gözüme de uyku girmiyordu. Sonra ağlayarak sabahladım. Allah Resulü de o sabah Ali b. Ebu Talib'i ve Usame b. Zeyd'i yanına çağırmıştı. Vahy gecikince ailesi ile ayrılması hususunda onlarla istişare etmişti. Usame b. Zeyd, Peygamber'in ailesinin beraatını bildiğini ve onlara karşı beslediği sevgiye işaret ederek Ey Allah'ın Resulü! Onlar senin ailendir. Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmeyiz dedi. Ali b. Ebu Talib'e gelince, o da Allah senin başını dara sokmaz. Aişe'den başka kadınlar çoktur. Cariyeye de sorsan sana doğruyu söyler demişti. Bunun üzerine Allah Resulü Berire'yi çağırıp Ey Berire Aişe'de sana şüphe veren bir hâl gördün mü? diye sordu. Berire de Seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki ben Aişe'den kendisini ayıplayabileceğim hiç bir şey görmüş değilim Yalnız, Aişe yaşı küçük, genç bir kadındı. Ailesinin hamurunu yoğururken uyurdu da evin besi koyunu gelir hamuru yerdi demiş. Bunun akabinde Allah Resulü minber üzerinde ayağa kalktı ve Abdullah b. Ubey b. Selul'den özür dilemesini istedi. Kendisi minber üzerinde şöyle hitabetti Ey Müslümanlar topluluğu! Ev halkıma verdiği ezası son dereceye varan bir şahıs için bana kim yardım eder? Vallahi ben ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiş değilim. Bir adamın da ismini ortaya koydular ki bu zat hakkında da ben hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Bu kimse ailemin yanına da ancak benimle beraber girerdi. Bunun üzerine Ensar'dan Sa'd b. Muaz ayağa kalkarak Ey Allah'ın Resulü! O kimseye karşı sana ben yardım edeceğim. Eğer Evs'ten ise biz onun boynunu vururuz. Eğer Hazrec kardeşlerimizden ise yapılacak işi sen bize emredersin biz de emrini yerine getiririz demiş. Bu defa Sa'd b. Ubade ayağa kalkmış. Bu da Hazrec kabilesinin büyüğü idi. Ve bu vakıadan evvel iyi bir kimse idi. Fakat bu defa kabile hamiyeti onu cahilliğe sürükledi de Sa'd b. Muaz'a karşı Sen yalan söylüyorsun. Allah'ın ebediyetine yemin ediyorum ki sen onu yani Abdullah b. Ubey'i öldüremezsin ve onu öldürmeye muktedir olamazsın! demiş. Bu defa da Sa'd b. Muaz'ın amcasının oğlu olan Useyd b. Hudayr ayağa kalkarak Sa'd b. Ubade'ye karşı Allah'ın beka ve ebediyetine yemin ediyorum ki sen yalan söylüyorsun. Vallahi biz onu elbette öldürürüz. Sen mutlaka münafıksın ki, münafıklar hesabına bizimle mücadele ediyorsun diye mukabele etmiş. Bu suretle Evs ve Hazrec kabileleri ayaklanmışlar. Hatta birbirleri ile vuruşmaya niyetlenmişler. Allah Resulü ise henüz minber üzerinde ayakta duruyordu. Allah Resulü onları yatıştırmaya devam etti. Nihayet onlar susunca sustu. Bana gelince Ben o gün ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme bir uyku girdi. Sonra ertesi gecemde de ağladım. Yine gözümün yaşı dinmiyor gözüme hiç uyku girmiyordu. Babam ile anam, ağlamak ciğerimi parçalayacak sanıyorlardı. Bu şekilde Ebeveynim yanımda oturdukları, ben de ağlamakta bulunduğum sırada Ensar'dan bir kadın izin istemişti. Ben de o kadına izin vermiştim. O da oturup benimle ağlıyordu. Biz bu hâl üzere iken Allah Resulü yanımıza girdi, selam verdikten sonra oturdu. Halbuki Allah Resulü bundan evvel hakkımda dedikodu başladığı günden beri yanımda oturmamıştı. Ve Allah Resulü bir ay beklediği halde kendisine hakkımda bir şey vahyolunmamıştı. Allah Resulü oturduğu zaman, şahadet kelimelerini söyledikten sonra Ey Aişe! Hakkında bana şöyle şöyle sözler geldi. Eğer suçsuz isen yakında Allah seni muhakkak beraat ettirecektir. Yok eğer bir günah işledinse Allah'tan mağfiret dile ve Allah'a tevbe et! Çünkü kul, günahını itiraf ve sonra tevbe edince Allah da onun tevbesini kabul edip mağfiret buyurur dedi. Allah Resulü sözlerini bitirince gözümün yaşı kesildi. Hatta göz yaşından bir damla bulamıyordum. Hemen babama Allah Resulü'nün söylediği sözlere benim adıma cevap ver dedim. Babam Vallahi Allah Resulü'ne ne diyeceğimi bilmiyorum dedi. Sonra Anneme Allah Resulü'nün söylediği söze benim adıma cevap ver dedim. O da Vallahi Allah Resulü'ne ne diyeceğimi bilmiyorum dedi. Bunun üzerine ben, henüz Kur'an'dan çok şey bilmeyen küçük yaşta bir genç olduğum halde şöyle dedim Vallahi ben kesinlikle anladım ki siz bu dedikoduyu işitmişsiniz. Hatta bu söz sizin gönüllerinizde yer etmiş ve ona inanmışsınız. Şimdi ben size suçsuzum desem ki Allah suçsuzluğumu biliyor bu konuda bana inanmazsınız. Ve eğer ben size bir itirafta bulunsam ki Allah suçsuz olduğumu bilir sizler beni hemen tasdik edeceksiniz. Vallahi ben kendimde size verecek bir misal bulamıyorum. Ancak Yusuf'un babasının dediği gibi Artık bana düşen hakkıyla sabretmektir. Sizin şu söylediklerinize karşı yardımına sığınılacak ancak Allah' şöyle devam etmiştir Sonra dönüp yatağıma yattım. Halbuki vallahi o zaman ben suçsuz olduğumu ve Allah'ın da muhakkak beni temize çıkaracağını biliyordum. Lâkin vallahi hakkımda okunan bir vahy indirileceğini hiç zannetmiyordum. Benim hâlim de kendimce Aziz ve Celil Allah'ın hakkımda okunan bir şeyle konuşmasından daha aşağı idi. Lâkin Allah Resulü'nün uykuda bir rüya göreceğini ve Allah'ın da o rüya ile beni beraat ettireceğini umuyordum. Vallahi Allah Resulü oturduğu yerden kalkmamıştı. Ev halkından bir kimse de dışarı çıkmamıştı. Aziz ve Celil Allah Peygamber'ine vahy indiriverdi. Kendisini vahy inerken basan şiddet yine bastı. Kendisine indirilen kelamın ağırlığından kış gününde bile inci tanesi gibi ter dökülürdü. Allah Resulünden vahy hâli kalkınca kendisi sevincinden gülüyordu. Söylediği ilk söz şu oldu "Müjde ya Aişe! Allah seni beraat ettirdi." Bunun üzerine annem bana Kalk, O'nun yanına git, dedi. Ben Vallahi ne ona kalkarım, ne de beraatımı indiren Allah'tan başkasına hamd ederim dedim. Aziz ve Celil Allah şu on ayeti indirdi "O uydurma haberi getirenler içinizden bir cemaattir.ayetinden itibaren on ayet indirdi Nûr, 11-21. Aziz ve Celil Allah işte bu ayetleri benim beraatım hakkında indirmiştir. Ebu Bekr, akrabalığından ve fakirliğinden dolayı infak etmekte bulunduğu Mistah b. Usame için Aişe hakkında bunları söyledikten sonra vallahi ben de Mistah'a bir şey vermem! diye yemin etti. Bunun üzerine de Aziz ve Celil Allah Sizden fazilet ve servet sahibi olanlar, akrabasına, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere yardımda bulunmayacağına yemin etmesin..."ayetini, "Allah'ın size mağfiret etmesini arzu etmez misiniz?" sözüne kadar indirdi. Hibban b. Musa'nın dediğine göre, Abdullah b. Mübarek İşte bu, Allah'ın kitabı içinde en ümit bahşeden ayettir, demiştir. Bunun üzerine Ebu Bekr Vallahi, ben Allah'ın beni mağfiret etmesini isterim, dedi ve Mistah'a veregeldiği yardımı tekrar vermeye başladı ve Ben bunu ondan ebediyen kesmem dedi. Aişe Allah Resulü, zevcesi Zeynep bt. Cahş'a benim durumumu sormuş Ne bilirsin, ne gördün? demişti. O da Ey Allah'ın Resulü! Ben kulağımı, gözümü muhafaza ederim. Vallahi hayırdan başka bir şey bilmem, diye cevap verdi. Bu hususta Aişe Zeynep, Peygamber'in hanımları arasında bana rekabet eden bir kadındı. Fakat Allah onu vera ve takvası sebebiyle muhafaza buyurdu. Kızkardeşi Hamne bt. Cahş ise onunla mücadele etmeye başladı da bu sebeple helak olanlar içinde helak oldu. Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 4974 Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Yedi helâk ediciden kaçının!" Denildi ki "Ey Allahın Resûlü, onlar nedir?" Şöyle buyurdu "Allaha ortak koşmak, sihir yapmak, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, zina etmek, cihad günü cepheden kaçmak, namuslu hanımlara iftira atmak." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Mümini öldürmek, Allah katında, dünyanın yıkılmasından daha büyüktür." Büreyde radıyallahu anh. Nesêî. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Eğer gök ehli ile yer ehli ortaklaşa bir mümini öldürseler, Allah hepsini ateşte yüz üstü süründürür." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Kim kendini asarsa, cehennemde de kendini asacak. Kim kendini bir âletle öldürürse, cehennemde de kendini âletle yaralayacaktır." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Ümmetimin tamamı affedilmiştir, ancak günahlarını ilan edenler müstesna!" Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Açıkça günah işleyen fâsıkın aleyhinde konuşmak gıybet sayılmaz. Açıkça günah işleyen hâriç, ümmetimin her ferdi affedilecektir." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Rezîn. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Canım elinde olan Allaha yemin ederim ki, eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip tevbe eden, Allahın da bağışladığı başka bir toplum getirirdi." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Allah, dünyada bir kulunun ayıbını örterse, kıyamet gününde de mutlaka onun ayıp ve kusurunu örter." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin zamanında, bir adamın ismi Abdullah, lâkabı Hımâr idi. Bazen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi güldürürdü. içki içtiği için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu cezalandırmıştı. Bir keresinde yine içmiş ve sarhoş olarak getirilmişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem emretti, ceza uygulandı. Bunun üzerine cemaatten bir adam "Allahım! Ona lânet et, amma da çok içiyor ve cezalandırılıyor bu adam!" deyince, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu "Onu lânetleme! Bu adam hakkında bildiğim tek şey, onun Allah ve Resûlünü sevmiş olmasıdır." Ömer radıyallahu anh. Buhârî. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Bir kul tekrar tekrar günah işler ve her defasında, "Allahım! Benim günahımı bağışla!" der. Allah da "Kulum günah işledi, affedecek, ya da sorumlu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi. Haydi istediğini yap! Ben seni bağışladım!" buyurur." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bize sabaha kadar eski toplumları anlatırdı, sadece namaz için kalkardı. İbn Amr radıyallahu anh. Ebû Dâvud. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Hayatında hiçbir iyilik yapmamış bir adam ailesine dedi ki "Ölürsem beni yakın, sonra yanık bedenimi öğütün, külümü rüzgâra saçın!" Ölünce, çocukları onun vasiyetini yerine getirmişler. Bunun üzerine Allah, yere "Haydi onun parçalarını biraraya getir!" emrini vermiş. Yer de bu emri yerine getirmiş ve adam hemen dirilmiş. Allah buyurmuş "Niçin böyle yaptın?" "Sen en iyi bilensin Rabbim! Ben bunu senden korktuğum için yaptım," deyince, Allah onu hemen bağışlamış." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Eski zamanlarda birbirine zıt iki kişi vardı. Biri günahkâr, diğeri son derece dindardı. Dindar olan öbürüne "Yapma, günah işlemekten geri dur!" derdi. Bir gün yine onu günah işlerken görünce, şöyle dedi "Vazgeç!" Öteki "Beni Rabbimle başbaşa bırak, aramıza girme! Başıma muhafız mı gönderildin!" diye çıkıştı. Dindar olan, "Vallahi, Allah seni asla bağışlamaz!" dedi. Derken, Allah onların ruhlarını aldı. Alemlerin Rabbi huzurunda biraraya geldiler. Allah teâlâ, son derece dindar olana, "Benim elimde olanı önlemeye senin gücün yeter miydi!" dedi. Günahkâr olana ise "Haydi sen git, rahmetim sayesinde cennete gir!" Öteki için de "Haydi bunu da ateşe götürün!" buyurdu." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Sizden önce yaşayanlar arasında Kifl adında bir adam vardı. Hiçbir günahı işlemekten çekinmezdi. Muhtaç olduğunu bildiği bir kadına geldi ve ona çok para verdi. Onunla yatmak istediğinde, kadın titremeye ve ağlamaya başladı. "Neden ağlıyorsun?" diye sordu. "Ben bu işi hayatımda hiç yapmadım. ihtiyacım olduğu için bu duruma düştüm," deyince, adam kendini şöyle demekten alamadı "Sen Allah korkusuyla böyle davranıyorsun ha! Öyleyse ben neden Allahtan korkmayayım? Verdiklerim senin olsun, haydi git! Serbestsin. Vallahi ben de bundan sonra Allaha asi gelmeyeceğim." Adam o gece öldü. Kapısına, "Allah, Kifli bağışlamıştır," diye yazıldı. Halk, bunu görünce şaşıp kaldılar. Bunun üzerine Allah, peygamberlerine vahyedip, onun durumunu bildirdi." İbn Ömer radıyallahu anh. Rezîn. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Sizden öncekilerin içinde doksandokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Yeryüzünün en bilgin insanını sordu. Ona, "Falan yerde bir rahip var, git durumunu ona anlat," dediler. Rahibe gidip, doksandokuz kişiyi öldürdüğünü, tevbe etse kabul edilip edilmeyeceğini sordu. Rahip, "Hayır!" deyince, onu da öldürüp, yüze tamamladı. Yine yeryüzünün en bilgin insanını sordu. Ona, falan yerdedir, dediler. Ona gidip, yüz kişiyi öldürdüğünü, tevbe etse kabul edilip edilmeyeceğini sordu. Alim, "Evet, kabul edilir. Kimse buna engel olamaz. Falan yere git, insanlar orada Allaha ibadet ediyorlar, sen de onlara katıl ve ibadet et! Ayrıca ülkene de bir daha dönme! Çünkü, senin ülken kötü bir ülkedir," dedi. Bunun üzerine adam yola revan oldu. Henüz o ülkeye varmadan, yol ortasında ölüm gelip ona yetişti. Onun hakkında, rahmet melekleri ile azap melekleri tartıştılar. Rahmet melekleri dediler ki "Onun canını biz alacağız. Çünkü bu adam tevbe edip, tam bir ihlas içinde Allaha ibadet edilen yere gidiyordu. Suçsuzdur." Azap melekleri ise, aksini iddia edip, şöyle dediler "O, şimdiye kadar hiçbir hayır yapmamıştır. Nasıl olur da iyi bir adam olabilir. Bu nedenle, onun ruhunu biz alacağız." Derken, insan sûretinde bir melek geldi. Onu aralarında hakem tayin ettiler. O şöyle dedi "iki ülke arasını ölçün. Hangisi daha yakın ise, bu adam oraya ait olur." iki ülke arasını ölçtüler ve adamın, gitmek üzere olduğu ülkeye daha yakın olduğunu tesbit ettiler. Bunun üzerine, onun ruhunu rahmet melekleri aldı." Ebû Saîd radıyallahu anh. Buhârî. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Her insan hata yapar. Hata edenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir." Enes radıyallahu anh. Tirmizî. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu "Bir adam, üzerinde yiyeceği ve suyu bulunan bir hayvanı ile ıssız bir yerde konaklar. Orada dinlenmek için hafif bir uyku uyumak ister ve uyur. Uyanınca hayvanını göremez. Her tarafta aramağa başlar, ancak bulamaz, ümidini keserek, kendi kendine "Haydi geldiğim yere döneyim ve orada ölünceye kadar uyuyayım," der. Döner, ölmek için, başını kolunun üzerine koyar, biraz kestirdikten sonra uyanır. Bir de ne görsün, üstünde azığı ve suyuyla hayvanı başı ucunda durmuyor mu! işte Allah, kulunun tevbesine, bu adamın hayvanını bulduğu zamanki sevincinden daha çok sevinir." Haris radıyallahu anh. Manevî Kirlerden Arınma Yolu Tövbe Sözlükte “Allah’a dönüş ve yöneliş” anlamına gelen tövbe, dini terim olarak “günahtan Allah’a dönme” anlamıyla meşhur olmuştur1 İmam Gazalî, İbn Arabi, İbn Hacer gibi İslâm âlimleri tövbeyi farklı şekillerde tarif etmişlerdir2 Biz burada tövbeyi açık ve anlaşılır bir tarzda tarif edecek olursak şöyle diyebiliriz Tövbe; yapılan kötülüğü, işlenen günahı veya kabahati günah olduğunu bilip, onu bırakıp terk ederek Allah’a dönmek, O’ndan affetmesini, bağış lamasını dilemek, yaptıklarından pişman olduğunu da belirterek yalnız Allah’a yal varmak demektir 1 Tövbenin Önemi Sevgili Peygamberimiz sas bir hadis-i şeriflerinde “Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir” İbn Mâce, Zühd, 30 buyurmaktadır Başka bir hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı” Müslim, Tevbe, 9, 10, 11 buyurmuştur Bu zikrettiğimiz hadislerden de anlaşıldığı üzere, insan, günah ve sevap işleme özelliğinde yaratılmış bir varlıktır Günah işlemek, insanı meleklerden ayıran bir özelliktir Bilindiği gibi melekler nurdan yaratılmış olup, asla Allah’a karşı gelmeyen, günah işle me yen varlıklardır İslâm fıtrat dinidir İslâm’da insanın günah işleyebileceği kabul edilmiş ve bundan korunma ve kurtulma yolları insana öğretilmiştir İşte yapılan kötülükten, işlenen günah ve kabahatten kurtulup manevi kirlerden temizlenme yolu tövbedir Tövbe ile insan, yapmış olduğu günah ve kusurlar dan kurtulup o günah ve hataları hiç yapmamış gibi tertemiz olur Nitekim bu hususta Peygamber Efendimiz, “Günahtan tam dönen ve tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gi bidir” İbn Mace, Zühd 30 buyurur Yüce Allah kullarını tövbeye çağırmakta ve şöyle buyurmaktadır “Ey müminler! Hepiniz toptan Allah’a tövbe ediniz ki, felaha edesiniz” Nur, 24/31 Başka bir ayette ise Yüce Al lah, Peygamberine şöyle buyurur “De ki “Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Al lah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz Allah dilerse bütün günahları mağfiret eder Çünkü O, çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır” Zümer, 39/53 Bu ayette Yüce Allah, Peygamberine, günahkâr kullara, Allah’ın rah metinden umut kesmemelerini söylemesini emrediyor Çünkü çok bağışlayan, çok acıyan Allah, dilerse bütün günahları bağışlar Bundan dolayı kullar, Allah’ın azabı gelmezden önce Allah’a yönelmeli, O’na teslim olmalı, şirki ve bütün günahları bırakmalıdırlar Bir rivayete göre, çok günah işlemiş olan bazı müşrikler, Müslüman oldukları takdirde günahlarının affedilip edilmeyeceğini Hz Peygambere sormuşlar ve bunun üzerine bu ayet inmiştir3 Bu ayet, bütün insanları tövbeye ve İslâm’a yöneltmekte, Müslüman oldukları takdirde Allah’ın, onların bütün günahlarını affedeceğini bildirmekte, günahkârlara umut kapılarını ardına kadar açmaktadır Kullar ne kadar günah işlemiş olurlarsa olsunlar, umutsuzluğa kapılmadan Allah’a yönelip tövbe ederlerse Allah onları affeder Bu ayetler yanında kulları umutsuzluktan kurtarıp tövbeye yönelten çok hadis vardır Bkz Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Tevbe 46, 47 Günah ruhun kiri, tövbe ise cilasıdır Günahta ısrar, kulun ruhunu iyice bozar Onun için Mevlânâ Celâleddin Rûmî de her insanı, her ne durumda olursa olsun mutlaka günah bataklığından tövbenin aydın düzlüğüne şöyle çağırmaktadır Gel, gel, ne olursan ol, yine gel! Kâfir, Mecusî, putperest de olsan gel! Bizim bu dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir Yüz bin kere tövbeyi bozmuş olsan da yine gel! Yüce Allah, Tahrim suresi 8 ayette “Ey inananlar, tövbe- i nasûh ile Allah’a tövbe ediniz Umulur ki Rabbiniz, kötülüklerinizi örtüp temizler ve sizi içinden ırmaklar akan Cennetlere yerleştirir” buyurmaktadır Bu ayette kastedilen nasûh tövbesi nedir? İnsan hem iyilik hem de kötülük yapmaya uygun yaratılmıştır Onun için zaman zaman isteyerek veya istemeyerek günahlara girebiliyor Bu konuda Kur’anı Kerim de, “Allah, kendisine şirk koşulmasının dışındaki istediği kimselerin bütün günahlarını bağışlarNisa Süresi,48;116” buyurarak hangi günah olursa olsun affedebileceğini bildirmektedir Kitaplarımız da canı gönülden yapılan tövbenin Allah tarafından kabul edileceği ifade edilir Nitekim Allah’u Teala, “Ey iman edenler, nasuh tövbe ile tövbe edin ki Allah da sizin kabahatlerinizi affetsin ve altlarından ırmaklar akan cennetlerine koysun” Tahrim Suresi, 8 buyurarak yapılan tövbelerin kabul edileceğini beyan eder Ayette geçen nasuh tövbe ise şöyledir 1-Allah’a karşı günah işlediğini bilerek, bu günahtan dolayı Allah’a sığınmak ve pişman olmak 2-Bu suçu işlediği için üzülmek, Yaratıcıya karşı böyle bir günah işlediğinden dolayı vicdanen rahatsız olmak 3-Bir daha böyle bir suça dönmeyeceğine dair bir karar içerisinde olmak 4-Kul hakkını ilgilendiriyorsa onunla helalleşmek Bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuş Nasuh tövbe şudur -Günahlara pişmanlık -Farz ibadetleri yapmak -Zulüm ve düşmanlık yapmamak -Kırgın ve küskünlerle barışmak -Bir daha o günaha dönmemek üzere karar vermek İnşallah bu şartları yerine getirirsek Allah’ın tövbelerimizi kabul edeceğinden ümitli oluruz Ancak insan her zaman korku ve ümit içerisinde olmalı Ne ibadetlerimize güvenip övünebiliriz Ne de günahlarımızdan ümitsizliğe düşebiliriz Ben çok iyiyim, bu işi hallettim demek ne kadar yanlışsa; ben bittim, beni Allah kabul etmez demek de o kadar yanlıştır Ayrıca, suçunu anlayıp tövbe edip, Allah’a sığınmak da büyük bir ibadettir Günah işleyipte daha sonra tevbe ederim gibi bir düşünce de yanlıştır kaynak
Web Taraycınız bu özelliği desteklemiyor İsrâ 1 Mealleri Karşılaştır Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîrbasîru. بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سُبْحَٰنَ ٱلَّذِىٓ أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِۦ لَيْلًا مِّنَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ إِلَى ٱلْمَسْجِدِ ٱلْأَقْصَا ٱلَّذِى بَٰرَكْنَا حَوْلَهُۥ لِنُرِيَهُۥ مِنْ ءَايَٰتِنَآ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْبَصِيرُ Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. İsrâ 2 Mealleri Karşılaştır Ve âteynâ mûsel kitâbe ve cealnâhu huden li benî isrâîle ellâ tettehızû min dûnî vekîlâvekîlen. وَءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلْنَٰهُ هُدًى لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَلَّا تَتَّخِذُوا۟ مِن دُونِى وَكِيلًا Mûsâ’ya Kitab’ı Tevrat’ı verdik ve onu, “Benden başkasını vekil edinmeyin” diyerek, İsrailoğullarına bir rehber yaptık. İsrâ 3 Mealleri Karşılaştır Zurriyyete men hamelnâ mea nûhnûhin, innehu kâne abden şekûrâşekûren. ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا Ey kendilerini Nûh ile birlikte gemide taşıdığımız kimselerin çocukları! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir kuldu. İsrâ 4 Mealleri Karşılaştır Ve kadaynâ ilâ benî isrâîle fîl kitâbi le tufsidunne fîl ardı merreteyni ve le ta’lunne uluvven kebîrâkebîren. وَقَضَيْنَآ إِلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ فِى ٱلْكِتَٰبِ لَتُفْسِدُنَّ فِى ٱلْأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا Biz, Kitap’ta Tevrat’ta İsrailoğullarına, “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz” diye hükmettik. İsrâ 5 Mealleri Karşılaştır Fe izâ câe va’du ûlâhumâ beasnâ aleykum ibâden lenâ ulîbe’sin şedîdin fe câsû hılâled diyârdiyâri, ve kâne va’den mef’ûlâmef’ûlen. فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ أُولَىٰهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَّنَآ أُو۟لِى بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُوا۟ خِلَٰلَ ٱلدِّيَارِ ۚ وَكَانَ وَعْدًا مَّفْعُولًا Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince sizi cezalandırmak için üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi. İsrâ 6 Mealleri Karşılaştır Summe redednâ lekumul kerrete aleyhim ve emdednâkum bi emvâlin ve benîne ve cealnâkum eksere nefîrânefîren. ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ ٱلْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْنَٰكُم بِأَمْوَٰلٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَٰكُمْ أَكْثَرَ نَفِيرًا Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık. İsrâ 7 Mealleri Karşılaştır İn ahsentum ahsentum li enfusikum ve in ese’tum fe lehâ, fe izâ câe va’dul âhıreti li yesûu vucûhekum ve li yedhulûl mescide kemâ dehalûhu evvele merretin ve li yutebbirû mâ alev tetbîrâtetbîren. إِنْ أَحْسَنتُمْ أَحْسَنتُمْ لِأَنفُسِكُمْ ۖ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا ۚ فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ ٱلْءَاخِرَةِ لِيَسُۥٓـُٔوا۟ وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا۟ ٱلْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا۟ مَا عَلَوْا۟ تَتْبِيرًا İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide Beyt-i Makdis’e girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik. İsrâ 8 Mealleri Karşılaştır Asâ rabbukum en yerhamekum, ve in udtum udnâ, ve cealnâ cehenneme lil kâfirîne hasîrâhasîren. عَسَىٰ رَبُّكُمْ أَن يَرْحَمَكُمْ ۚ وَإِنْ عُدتُّمْ عُدْنَا ۘ وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَٰفِرِينَ حَصِيرًا Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de cezaya döneriz. Biz cehennemi kâfirlere bir zindan yapmışızdır. İsrâ 9 Mealleri Karşılaştır İnne hâzel kur’âne yehdî lilletî hiye akvemu ve yubeşşirul mu’minînellezîne ya’melûnes sâlihâti enne lehum ecren kebîrâkebîren. إِنَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ يَهْدِى لِلَّتِى هِىَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا 9-10 Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler. İsrâ 10 Mealleri Karşılaştır Ve ennellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti a’tednâ lehum azâben elîmâelîmen. وَأَنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا 9-10 Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler. İsrâ 11 Mealleri Karşılaştır Ve yed’ul insânu biş şerri duâehu bil hayrhayri, ve kânel insânu acûlâacûlen. وَيَدْعُ ٱلْإِنسَٰنُ بِٱلشَّرِّ دُعَآءَهُۥ بِٱلْخَيْرِ ۖ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ عَجُولًا İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir. İsrâ 12 Mealleri Karşılaştır Ve cealnel leyle ven nehâre âyeteyni fe mehavnâ âyetel leyli ve cealnâ âyeten nehâri mubsıraten li tebtegû fadlen min rabbikum ve li ta’lemû adedes sinîne vel hisâbhisâbe, ve kulle şey’in fassalnâhu tafsîlâtafsîlen. وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ ءَايَتَيْنِ ۖ فَمَحَوْنَآ ءَايَةَ ٱلَّيْلِ وَجَعَلْنَآ ءَايَةَ ٱلنَّهَارِ مُبْصِرَةً لِّتَبْتَغُوا۟ فَضْلًا مِّن رَّبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا۟ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلْحِسَابَ ۚ وَكُلَّ شَىْءٍ فَصَّلْنَٰهُ تَفْصِيلًا Biz geceyi ve gündüzü kudretimizi gösteren iki alâmet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık. İsrâ 13 Mealleri Karşılaştır Ve kulle insânin elzemnâhu tâirehu fî unukıhunukıhî, ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâmenşûren. وَكُلَّ إِنسَٰنٍ أَلْزَمْنَٰهُ طَٰٓئِرَهُۥ فِى عُنُقِهِۦ ۖ وَنُخْرِجُ لَهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ كِتَٰبًا يَلْقَىٰهُ مَنشُورًا Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. İsrâ 14 Mealleri Karşılaştır Ikra’ kitâbekkitâbeke, kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâhasîben. ٱقْرَأْ كِتَٰبَكَ كَفَىٰ بِنَفْسِكَ ٱلْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًا “Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter” denilecektir. İsrâ 15 Mealleri Karşılaştır Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsihnefsihî, ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâresûlen. مَّنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا ۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۗ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبْعَثَ رَسُولًا Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz. İsrâ 16 Mealleri Karşılaştır Ve izâ erednâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fe fesekû fîhâ fe hakka aleyhel kavlu fe demmernâhâ tedmîrâtedmîren. وَإِذَآ أَرَدْنَآ أَن نُّهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُوا۟ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا ٱلْقَوْلُ فَدَمَّرْنَٰهَا تَدْمِيرًا Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına itaati emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz. İsrâ 17 Mealleri Karşılaştır Ve kem ehleknâ minel kurûni min ba’di nûhnûhin ve kefâ bi rabbike bi zunûbi ıbâdihî habîren basîrâbasîren. وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِنَ ٱلْقُرُونِ مِنۢ بَعْدِ نُوحٍ ۗ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًۢا بَصِيرًا Nûh’tan sonra da nice nesilleri helâk ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilici ve görücü olarak Rabbin yeter. İsrâ 18 Mealleri Karşılaştır Men kâne yurîdul âcilete accelnâ lehu fîhâ mâ neşâu li men nurîdu summe cealnâ lehu cehennemcehenneme, yaslâhâ mezmûmen medhûrâmedhûren. مَّن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُۥ فِيهَا مَا نَشَآءُ لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُۥ جَهَنَّمَ يَصْلَىٰهَا مَذْمُومًا مَّدْحُورًا Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, evet dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekân yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer. İsrâ 19 Mealleri Karşılaştır Ve men erâdel âhırete ve saâ lehâ sa’yehâ ve huve mu’minun fe ulâike kâne sa’yuhum meşkûrâmeşkûren. وَمَنْ أَرَادَ ٱلْءَاخِرَةَ وَسَعَىٰ لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُو۟لَٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُم مَّشْكُورًا Kim de mü´min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir. İsrâ 20 Mealleri Karşılaştır Kullen numiddu hâulâi ve hâulâi min atâi rabbikrabbike, ve mâ kâne atâu rabbike mahzûrâmahzûren. كُلًّا نُّمِدُّ هَٰٓؤُلَآءِ وَهَٰٓؤُلَآءِ مِنْ عَطَآءِ رَبِّكَ ۚ وَمَا كَانَ عَطَآءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu hiç kimseye yasaklanmış değildir. İsrâ 21 Mealleri Karşılaştır Unzur keyfe faddalnâ ba’dahum alâ ba’dba’dın, ve lel âhıretu ekberu derecâtin ve ekberu tafdîlâtafdîlen. ٱنظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ وَلَلْءَاخِرَةُ أَكْبَرُ دَرَجَٰتٍ وَأَكْبَرُ تَفْضِيلًا Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür. İsrâ 22 Mealleri Karşılaştır Lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tak’ude mezmûmen mahzûlâmahzûlen. لَّا تَجْعَلْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَّخْذُولًا Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın. İsrâ 23 Mealleri Karşılaştır Ve kadâ rabbuke ellâ ta’budû illâ iyyâhu ve bil vâlideyni ihsânâihsânen, immâ yebluganne indekel kibere ehaduhumâ ev kilâ humâ fe lâ tekul lehumâ uffin ve lâ tenher humâ ve kul lehumâ kavlen kerîmâkerîmen. ۞ وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّآ إِيَّاهُ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَٰنًا ۚ إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ ٱلْكِبَرَ أَحَدُهُمَآ أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. İsrâ 24 Mealleri Karşılaştır Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâsagîren. وَٱخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ ٱلذُّلِّ مِنَ ٱلرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ٱرْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِى صَغِيرًا Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” İsrâ 25 Mealleri Karşılaştır Rabbukum a’lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâgafûren. رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِى نُفُوسِكُمْ ۚ إِن تَكُونُوا۟ صَٰلِحِينَ فَإِنَّهُۥ كَانَ لِلْأَوَّٰبِينَ غَفُورًا Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır. İsrâ 26 Mealleri Karşılaştır Ve âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîli ve lâ tubezzir tebzîrâtebzîren. وَءَاتِ ذَا ٱلْقُرْبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلْمِسْكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. İsrâ 27 Mealleri Karşılaştır İnnel mubezzirîne kânû ihvâneş şeyâtînşeyâtîni, ve kâneş şeytânu li rabbihî kefûrâkefûren. إِنَّ ٱلْمُبَذِّرِينَ كَانُوٓا۟ إِخْوَٰنَ ٱلشَّيَٰطِينِ ۖ وَكَانَ ٱلشَّيْطَٰنُ لِرَبِّهِۦ كَفُورًا Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir. İsrâ 28 Mealleri Karşılaştır Ve immâ tu’ridanne anhumubtigâe rahmetin min rabbike tercûhâ fe kul lehum kavlen meysûrâmeysûren. وَإِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ٱبْتِغَآءَ رَحْمَةٍ مِّن رَّبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُل لَّهُمْ قَوْلًا مَّيْسُورًا Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle. İsrâ 29 Mealleri Karşılaştır Ve lâ tec’al yedeke maglûleten ilâ unukıke ve lâ tebsuthâ kullel bastı fe tak’ude melûmen mahsûrâmahsûren. وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَىٰ عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ ٱلْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَّحْسُورًا Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın. İsrâ 30 Mealleri Karşılaştır İnne rabbeke yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdiryakdiru, innehu kâne bi ibâdihî habîran basîrâbasîran. إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرًۢا بَصِيرًا Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve dilediğine kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir. İsrâ 31 Mealleri Karşılaştır Ve lâ taktulû evlâdekum haşyete imlâkimlâkın, nahnu nerzukuhum ve iyyâkum, inne katlehum kâne hıt’en kebîrâkebîren. وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَوْلَٰدَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلَٰقٍ ۖ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُمْ ۚ إِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْـًٔا كَبِيرًا Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır. İsrâ 32 Mealleri Karşılaştır Ve lâ takrebûz zinâ innehu kâne fâhışehfâhışeten, ve sâe sebîlâsebîlen. وَلَا تَقْرَبُوا۟ ٱلزِّنَىٰٓ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةً وَسَآءَ سَبِيلًا Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. İsrâ 33 Mealleri Karşılaştır Ve lâ taktulûn nefselletî harremallâhu illâ bil hakkhakkı, ve men kutile mazlûmen fe kad cealnâ li veliyyihî sultânen fe lâ yusrif fîl katlkatli, innehu kâne mensûrâmensûran. وَلَا تَقْتُلُوا۟ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِۦ سُلْطَٰنًا فَلَا يُسْرِف فِّى ٱلْقَتْلِ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ مَنصُورًا Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da kısas yoluyla öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir. İsrâ 34 Mealleri Karşılaştır Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeheşuddehu, ve evfû bil ahdahdi, innel ahde kâne mes’ûlâmes’ûlen. وَلَا تَقْرَبُوا۟ مَالَ ٱلْيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُۥ ۚ وَأَوْفُوا۟ بِٱلْعَهْدِ ۖ إِنَّ ٱلْعَهْدَ كَانَ مَسْـُٔولًا Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz veren sözünden sorumludur. İsrâ 35 Mealleri Karşılaştır Ve evfûl keyle izâ kiltum vezinû bil kıstâsil mustekîmmustekîmi, zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâte’vîlen. وَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ إِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir. İsrâ 36 Mealleri Karşılaştır Ve lâ takfu mâ leyse leke bihî ilmilmun, innes sem’a vel basara vel fuâde kullu ulâike kâne anhu mes’ûlâmes’ûlen. وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِۦ عِلْمٌ ۚ إِنَّ ٱلسَّمْعَ وَٱلْبَصَرَ وَٱلْفُؤَادَ كُلُّ أُو۟لَٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْـُٔولًا Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. İsrâ 37 Mealleri Karşılaştır Ve lâ temşi fîl ardı merehâmerehan, inneke len tahrikal arda ve len teblugal cibâle tûlâtûlen. وَلَا تَمْشِ فِى ٱلْأَرْضِ مَرَحًا ۖ إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ ٱلْأَرْضَ وَلَن تَبْلُغَ ٱلْجِبَالَ طُولًا Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin. İsrâ 38 Mealleri Karşılaştır Kullu zâlike kâne seyyiuhu inde rabbike mekrûhamekrûhen. كُلُّ ذَٰلِكَ كَانَ سَيِّئُهُۥ عِندَ رَبِّكَ مَكْرُوهًا Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir. İsrâ 39 Mealleri Karşılaştır Zâlike mimmâ evhâ ileyke rabbuke minel hikmehhikmeti, ve lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tulkâ fî cehenneme melûmen medhûrâmedhûren. ذَٰلِكَ مِمَّآ أَوْحَىٰٓ إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ ٱلْحِكْمَةِ ۗ وَلَا تَجْعَلْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتُلْقَىٰ فِى جَهَنَّمَ مَلُومًا مَّدْحُورًا Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın. İsrâ 40 Mealleri Karşılaştır E fe asfâkum rabbukum bil benîne vettehaze minel melâiketi inâsâinâsen, innekum le tekûlûne kavlen azîmâazîmen. أَفَأَصْفَىٰكُمْ رَبُّكُم بِٱلْبَنِينَ وَٱتَّخَذَ مِنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنَٰثًا ۚ إِنَّكُمْ لَتَقُولُونَ قَوْلًا عَظِيمًا Rabbiniz erkek çocukları size seçip ayırdı da kendisine meleklerden kız çocukları mı edindi? Gerçekten çok büyük bir söz söylüyorsunuz. İsrâ 41 Mealleri Karşılaştır Ve lekad sarrafnâ fî hâzel kur’âni li yezzekkerû, ve mâ yezîduhum illâ nufûrânufûren. وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ لِيَذَّكَّرُوا۟ وَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا نُفُورًا Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye gerçekleri bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor. İsrâ 42 Mealleri Karşılaştır Kul lev kâne meahû âlihetun kemâ yekûlûne izen lebtegav ilâ zîl arşı sebîlâsebîlen. قُل لَّوْ كَانَ مَعَهُۥٓ ءَالِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ إِذًا لَّٱبْتَغَوْا۟ إِلَىٰ ذِى ٱلْعَرْشِ سَبِيلًا De ki “Eğer onların iddia ettiği gibi, Allah’la beraber başka ilâhlar olsaydı, o zaman o ilâhlar da Arş’ın sahibine ulaşmak için elbette bir yol ararlardı. İsrâ 43 Mealleri Karşılaştır Subhânehu ve teâlâ ammâ yekûlûne uluvven kebîrâkebîren. سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّا كَبِيرًا Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, onların söylediklerinin ötesindedir, yücedir. İsrâ 44 Mealleri Karşılaştır Tusebbihu lehus semâvâtus seb’u vel ardu ve men fîhinnfîhinne, ve in min şey’in illâ yusebbihu bi hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum, innehu kâne halîmen gafûrâgafûren. تُسَبِّحُ لَهُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ ٱلسَّبْعُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِۦ وَلَٰكِن لَّا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ ۗ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir hemen cezalandırmaz, mühlet verir, çok bağışlayandır. İsrâ 45 Mealleri Karşılaştır Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti hicâben mestûrâmestûren. وَإِذَا قَرَأْتَ ٱلْقُرْءَانَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ حِجَابًا مَّسْتُورًا Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz. İsrâ 46 Mealleri Karşılaştır Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâvakran, ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrânufûren. وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرًا ۚ وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِى ٱلْقُرْءَانِ وَحْدَهُۥ وَلَّوْا۟ عَلَىٰٓ أَدْبَٰرِهِمْ نُفُورًا Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da ibadete lâyık ilâh olarak sadece Rabbini andığın zaman arkalarına dönüp kaçarlar. İsrâ 47 Mealleri Karşılaştır Nahnu a’lemu bimâ yestemiûne bihî iz yestemiûne ileyke ve iz hum necvâ iz yekûluz zâlimûne in tettebiûne illâ raculen meshûrâmeshûran. نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِۦٓ إِذْ يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ وَإِذْ هُمْ نَجْوَىٰٓ إِذْ يَقُولُ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَّسْحُورًا Onlar seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de o zalimlerin, “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediklerini çok iyi biliyoruz. İsrâ 48 Mealleri Karşılaştır Unzur keyfe darabû lekel emsâle fe dallû fe lâ yestetîûne sebîlâsebîlen. ٱنظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا۟ لَكَ ٱلْأَمْثَالَ فَضَلُّوا۟ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا Bak, senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık doğru yolu bulamazlar. İsrâ 49 Mealleri Karşılaştır Ve kâlû e izâ kunnâ izâmen ve rufâten e innâ le meb’ûsûne halkan cedîdâcedîden. وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًا جَدِيدًا Dediler ki “Biz bir yığın kemik, bir yığın ufantı olduğumuz zaman mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?” İsrâ 50 Mealleri Karşılaştır Kul kûnû hicâreten ev hadîdâhadîden. ۞ قُلْ كُونُوا۟ حِجَارَةً أَوْ حَدِيدًا De ki “Şüphe mi var? İster taş olun ister demir!” İsrâ 51 Mealleri Karşılaştır Ev halkan mimmâ yekburu fî sudûrikum, fe se yekûlûne men yuîdunyuîdunâ, kulillezî fetarakum evvele merrehmerretin, fe se yungıdûne ileyke ruûsehum ve yekûlûne metâ hûvhûve, kul asâ en yekûne karîbâkarîben. أَوْ خَلْقًا مِّمَّا يَكْبُرُ فِى صُدُورِكُمْ ۚ فَسَيَقُولُونَ مَن يُعِيدُنَا ۖ قُلِ ٱلَّذِى فَطَرَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ ۚ فَسَيُنْغِضُونَ إِلَيْكَ رُءُوسَهُمْ وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هُوَ ۖ قُلْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ قَرِيبًا “Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkânsız olan başka bir varlık olun, yine de diriltileceksiniz.” Diyecekler ki “Peki bizi hayata tekrar kim döndürecek?” De ki “Sizi ilk defa yaratan.” Bunun üzerine başlarını sana alaylı bir tarzda sallayacaklar ve “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki “Yakın olsa gerek!” İsrâ 52 Mealleri Karşılaştır Yevme yed’ûkum fe testecîbûne bi hamdihî ve tezunnûne in lebistum illâ kalîlâkalîlen. يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَجِيبُونَ بِحَمْدِهِۦ وَتَظُنُّونَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا Allah’ın sizi kabirlerinizden çağıracağı, sizin de O’na hamd ederek emrine hemen uyacağınız ve kabirlerinizde pek az kaldığınızı sanacağınız günü hatırla! İsrâ 53 Mealleri Karşılaştır Ve kul li ibâdî yekûlûlletî hiye ahsenahsenu, inneş şeytâne yenzegu beynehum, inneş şeytâne kâne lil insâni aduvven mubînâmubînen. وَقُل لِّعِبَادِى يَقُولُوا۟ ٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ۚ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ يَنزَغُ بَيْنَهُمْ ۚ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ كَانَ لِلْإِنسَٰنِ عَدُوًّا مُّبِينًا Kullarıma söyle İnsanlara karşı en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır. İsrâ 54 Mealleri Karşılaştır Rabbukum a’lemu bikum, in yeşa’ yerhamkum ev in yeşa’ yuazzibkum, ve mâ erselnâke aleyhim vekîlâvekîlen. رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِكُمْ ۖ إِن يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ أَوْ إِن يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْ ۚ وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ وَكِيلًا Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Durumunuza göre dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder. Seni de onlara vekil olarak göndermedik. İsrâ 55 Mealleri Karşılaştır Ve rabbuke a’lemu bi men fîs semâvâti vel ardardı, ve lekad faddalnâ ba’dan nebiyyîne alâ ba’dın ve âteynâ dâvude zebûrâzebûren. وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِمَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ ٱلنَّبِيِّۦنَ عَلَىٰ بَعْضٍ ۖ وَءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ زَبُورًا Hem Rabbin göklerde ve yerde kim varsa daha iyi bilir. Andolsun, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Dâvûd’a da Zebûr’u verdik. İsrâ 56 Mealleri Karşılaştır Kulid’ûllezîne zeamtum min dûnihî fe lâ yemlikûne keşfed durri ankum ve lâ tahvîlâtahvîlen. قُلِ ٱدْعُوا۟ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِهِۦ فَلَا يَمْلِكُونَ كَشْفَ ٱلضُّرِّ عَنكُمْ وَلَا تَحْوِيلًا De ki “Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.” İsrâ 57 Mealleri Karşılaştır Ulâikellezîne yed’ûne yebtegûne ilâ rabbihimul vesîlete eyyuhum akrebu ve yercûne rahmetehu ve yehâfûne azâbehazâbehu, inne azâbe rabbike kâne mahzûrâmahzûren. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَىٰ رَبِّهِمُ ٱلْوَسِيلَةَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُۥ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۥٓ ۚ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا Onların yalvardıkları bu varlıklar, “hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur. İsrâ 58 Mealleri Karşılaştır Ve in min karyetin illâ nahnu muhlikûhâ kable yevmil kıyâmeti ev muazzibûhâ azâben şedîdâşedîden, kâne zâlike fîl kitâbi mestûrâmestûran. وَإِن مِّن قَرْيَةٍ إِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ أَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَدِيدًا ۚ كَانَ ذَٰلِكَ فِى ٱلْكِتَٰبِ مَسْطُورًا Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap’ta Levh-i Mahfuz’da yazılmış bulunuyor. İsrâ 59 Mealleri Karşılaştır Ve mâ meneanâ en nursile bil âyâti illâ en kezzebe bihel evvelûnevvelûne, ve âteynâ semûden nâkate mubsıraten fe zalemû bihâ, ve mâ nursilu bil âyâti illâ tahvîfâtahvîfen. وَمَا مَنَعَنَآ أَن نُّرْسِلَ بِٱلْءَايَٰتِ إِلَّآ أَن كَذَّبَ بِهَا ٱلْأَوَّلُونَ ۚ وَءَاتَيْنَا ثَمُودَ ٱلنَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا۟ بِهَا ۚ وَمَا نُرْسِلُ بِٱلْءَايَٰتِ إِلَّا تَخْوِيفًا Bizi, Kureyş’in istediği mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. Nitekim Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz. İsrâ 60 Mealleri Karşılaştır Ve iz kulnâ leke inne rabbeke ehâta bin nâsnâsi, ve mâ cealner ru’yâlletî ereynâke illâ fitneten lin nâsi veş şeceretel mel’ûnete fîl kur’ânkur’âni, ve nuhavvifuhum fe mâ yezîduhum illâ tugyânen kebîrâkebîren. وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِٱلنَّاسِ ۚ وَمَا جَعَلْنَا ٱلرُّءْيَا ٱلَّتِىٓ أَرَيْنَٰكَ إِلَّا فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَٱلشَّجَرَةَ ٱلْمَلْعُونَةَ فِى ٱلْقُرْءَانِ ۚ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا طُغْيَٰنًا كَبِيرًا Hani sana, “Muhakkak Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, Kur’an’da lânetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, sadece onların büyük azgınlıklarını daha da artırdı. İsrâ 61 Mealleri Karşılaştır Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîsiblîse, kâle e escudu li men halakte tînâtînen. وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِءَادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ قَالَ ءَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِينًا Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik, onlar da saygı ile eğilmişlerdi. Yalnız İblis saygı ile eğilmemiş, “Hiç ben, çamur hâlinde yarattığın kimse için saygı ile eğilir miyim?” demişti. İsrâ 62 Mealleri Karşılaştır Kâle e raeyteke hâzellezî kerremte aleyaleyye, le in ahharteni ilâ yevmil kıyâmeti le ahtenikenne zurriyyetehû illâ kalîlâkalîlen. قَالَ أَرَءَيْتَكَ هَٰذَا ٱلَّذِى كَرَّمْتَ عَلَىَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلًا Yine demişti ki “Benden üstün tuttuğun kişi bu mu, söyler misin? Andolsun eğer beni kıyamete kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, azdırarak kontrolüm altına alacağım.” İsrâ 63 Mealleri Karşılaştır Kâlezheb fe men tebiake minhum fe inne cehenneme cezâukum cezâen mevfûrâmevfûren. قَالَ ٱذْهَبْ فَمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمْ جَزَآءً مَّوْفُورًا Allah, şöyle dedi “Çekil, git.” Onlardan kim sana uyarsa, kuşkusuz cehennem tam bir karşılık olarak hepinizin cezası olacaktır.” İsrâ 64 Mealleri Karşılaştır Vestefziz menisteta’te minhum bi savtike ve eclib aleyhim bi haylike ve recilike ve şârikhum fîl emvâli vel evlâdi vaıdhum, ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ gurûrâgurûren. وَٱسْتَفْزِزْ مَنِ ٱسْتَطَعْتَ مِنْهُم بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِى ٱلْأَمْوَٰلِ وَٱلْأَوْلَٰدِ وَعِدْهُمْ ۚ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا “Haydi onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun.” Hâlbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey va’detmez. İsrâ 65 Mealleri Karşılaştır İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultânsultânûn, ve kefâ bi rabbike vekîlâvekîlen. إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ ۚ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ وَكِيلًا “Şüphesiz, gerçek kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!” İsrâ 66 Mealleri Karşılaştır Rabbukumullezî yuzcî lekumul fulke fîl bahri li tebtegû min fadlihfadlihî, innehu kâne bi kum rahîmârahîmen. رَّبُّكُمُ ٱلَّذِى يُزْجِى لَكُمُ ٱلْفُلْكَ فِى ٱلْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا Rabbiniz, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütendir. Şüphesiz O, size karşı çok merhametlidir. İsrâ 67 Mealleri Karşılaştır Ve izâ messekumud durru fîl bahri dalle men ted’ûne illâ iyyâhiyyâhu, fe lemmâ neccâkum ilel berri a’radtum, ve kânel insânu kefûrâkefûren. وَإِذَا مَسَّكُمُ ٱلضُّرُّ فِى ٱلْبَحْرِ ضَلَّ مَن تَدْعُونَ إِلَّآ إِيَّاهُ ۖ فَلَمَّا نَجَّىٰكُمْ إِلَى ٱلْبَرِّ أَعْرَضْتُمْ ۚ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ كَفُورًا Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız sizi yüzüstü bırakıp kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür. İsrâ 68 Mealleri Karşılaştır E fe emintum en yahsife bikum cânibel berri ev yursile aleykum hâsiben summe lâ tecidû lekum vekîlâvekîlen. أَفَأَمِنتُمْ أَن يَخْسِفَ بِكُمْ جَانِبَ ٱلْبَرِّ أَوْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا ثُمَّ لَا تَجِدُوا۟ لَكُمْ وَكِيلًا Peki, karada sizi yere geçirmesinden, yahut üzerinize taşlar savuran kasırga göndermesinden, sonra da kendinize bir vekil bulamamaktan güvende misiniz? İsrâ 69 Mealleri Karşılaştır Em emintum en yuîdekum fîhi târeten uhrâ fe yursile aleykum kâsıfen miner rîhı fe yugrikakum bimâ kefertum summe lâ tecidû lekum aleynâ bihî tebîâtebîan. أَمْ أَمِنتُمْ أَن يُعِيدَكُمْ فِيهِ تَارَةً أُخْرَىٰ فَيُرْسِلَ عَلَيْكُمْ قَاصِفًا مِّنَ ٱلرِّيحِ فَيُغْرِقَكُم بِمَا كَفَرْتُمْ ۙ ثُمَّ لَا تَجِدُوا۟ لَكُمْ عَلَيْنَا بِهِۦ تَبِيعًا Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze, kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için arka çıkacak bir yardımcı bulamama durumundan güvende misiniz? İsrâ 70 Mealleri Karşılaştır Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fîl berri vel bahri ve razaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâtafdîlen. ۞ وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِىٓ ءَادَمَ وَحَمَلْنَٰهُمْ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ وَرَزَقْنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَفَضَّلْنَٰهُمْ عَلَىٰ كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلًا Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık. İsrâ 71 Mealleri Karşılaştır Yevme ned’û kulle unâsin bi imâmihim, fe men ûtiye kitâbehû bi yemînihî fe ulâike yakreûne kitâbehum ve lâ yuzlemûne fetîlâfetîlen. يَوْمَ نَدْعُوا۟ كُلَّ أُنَاسٍۭ بِإِمَٰمِهِمْ ۖ فَمَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَقْرَءُونَ كِتَٰبَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا Bütün insanları kendi önderleriyle birlikte çağıracağımız günü hatırla. O gün her kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar. İsrâ 72 Mealleri Karşılaştır Ve men kâne fî hâzihî a’mâ fe huve fîl âhıreti a’mâ ve edallu sebîlâsebîlen. وَمَن كَانَ فِى هَٰذِهِۦٓ أَعْمَىٰ فَهُوَ فِى ٱلْءَاخِرَةِ أَعْمَىٰ وَأَضَلُّ سَبِيلًا Kim bu dünyada körlük ettiyse ahirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır. İsrâ 73 Mealleri Karşılaştır Ve in kâdû le yeftinûneke anillezî evhaynâ ileyke li tefteriye aleynâ gayrehgayrehu ve izen lettehazûke halîlâhalîlen. وَإِن كَادُوا۟ لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ ٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ لِتَفْتَرِىَ عَلَيْنَا غَيْرَهُۥ ۖ وَإِذًا لَّٱتَّخَذُوكَ خَلِيلًا Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. Eğer böyle yapabilselerdi işte o zaman seni dost edinirlerdi. İsrâ 74 Mealleri Karşılaştır Ve lev lâ en sebbetnâke lekad kidte terkenu ileyhim şey’en kalîlâkalîlen. وَلَوْلَآ أَن ثَبَّتْنَٰكَ لَقَدْ كِدتَّ تَرْكَنُ إِلَيْهِمْ شَيْـًٔا قَلِيلًا Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz meyledecektin. İsrâ 75 Mealleri Karşılaştır İzen le ezaknâke di’fal hayâti ve di’fal memâti summe lâ tecidu leke aleynâ nasîrânasîran. إِذًا لَّأَذَقْنَٰكَ ضِعْفَ ٱلْحَيَوٰةِ وَضِعْفَ ٱلْمَمَاتِ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَصِيرًا İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın. İsrâ 76 Mealleri Karşılaştır Ve in kâdû le yestefizzûneke minel ardı li yuhricûke minhâ ve izen lâ yelbesûne hilâfeke illâ kalîlâkalîlen. وَإِن كَادُوا۟ لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ ٱلْأَرْضِ لِيُخْرِجُوكَ مِنْهَا ۖ وَإِذًا لَّا يَلْبَثُونَ خِلَٰفَكَ إِلَّا قَلِيلًا Seni o yerden Mekke’den sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı. İsrâ 77 Mealleri Karşılaştır Sunnete men kad erselnâ kableke min rusulinâ ve lâ tecidu li sunnetinâ tahvîlâtahvîlen. سُنَّةَ مَن قَدْ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِن رُّسُلِنَا ۖ وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلًا Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun böyledir. Bizim kanunumuzda hiçbir değişme bulamazsın. İsrâ 78 Mealleri Karşılaştır Ekımis salâte li dulûkiş şemsi ilâ gasakıl leyli ve kur’ânel fecrfecri, inne kur’ânel fecri kâne meşhûdâmeşhûden. أَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِدُلُوكِ ٱلشَّمْسِ إِلَىٰ غَسَقِ ٱلَّيْلِ وَقُرْءَانَ ٱلْفَجْرِ ۖ إِنَّ قُرْءَانَ ٱلْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا Güneşin zevalinden öğle vaktinde Batı’ya kaymasından gecenin karanlığına kadar belli vakitlerde namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir. İsrâ 79 Mealleri Karşılaştır Ve minel leyli fe tehecced bihî nâfileten lekleke, asâ en yeb’aseke rabbuke makâmen mahmûdâmahmûden. وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِۦ نَافِلَةً لَّكَ عَسَىٰٓ أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın. İsrâ 80 Mealleri Karşılaştır Ve kul rabbi edhılnî mudhale sıdkın ve ahricnî muhrece sıdkın vec’al lî min ledunke sultânen nasîrânasîren. وَقُل رَّبِّ أَدْخِلْنِى مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِى مُخْرَجَ صِدْقٍ وَٱجْعَل لِّى مِن لَّدُنكَ سُلْطَٰنًا نَّصِيرًا De ki “Rabbim! Gireceğim yere doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. Çıkacağım yerden de beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” İsrâ 81 Mealleri Karşılaştır Ve kul câel hakku ve zehekal bâtılbâtılu, innel bâtıle kâne zehûkâzehûkan. وَقُلْ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَزَهَقَ ٱلْبَٰطِلُ ۚ إِنَّ ٱلْبَٰطِلَ كَانَ زَهُوقًا De ki “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.” İsrâ 82 Mealleri Karşılaştır Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu’minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâhasâran. وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ ۙ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارًا Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır. İsrâ 83 Mealleri Karşılaştır Ve izâ en’amnâ alel insâni a’rada ve neâbi cânibihcânibihî, ve izâ messehuş şerru kâne yeûsâyeûsen. وَإِذَآ أَنْعَمْنَا عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ أَعْرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ ۖ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ كَانَ يَـُٔوسًا İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da umutsuzluğa düşer. İsrâ 84 Mealleri Karşılaştır Kul kullun ya’melu alâ şâkiletihşâkiletihî, fe rabbukum a’lemu bi men huve ehdâ sebîlâsebîlen. قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَىٰ شَاكِلَتِهِۦ فَرَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ أَهْدَىٰ سَبِيلًا De ki “Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir.” İsrâ 85 Mealleri Karşılaştır Ve yes’elûneke anir rûhrûhı, kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâkalîlen. وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلرُّوحِ ۖ قُلِ ٱلرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّى وَمَآ أُوتِيتُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ إِلَّا قَلِيلًا Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.” İsrâ 86 Mealleri Karşılaştır Ve lein şi’nâ le nezhebenne billezî evhaynâ ileyke summe lâ tecidu leke bihî aleynâ vekîlâvekîlen. وَلَئِن شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِهِۦ عَلَيْنَا وَكِيلًا Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı da bulamazdın. İsrâ 87 Mealleri Karşılaştır İllâ rahmeten min rabbikrabbike, inne fadlehu kâne aleyke kebîrâkebîren. إِلَّا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّ فَضْلَهُۥ كَانَ عَلَيْكَ كَبِيرًا Ancak Rabbin’den bir rahmet olarak böyle yapmadık. Çünkü O’nun sana olan lütfu büyüktür. İsrâ 88 Mealleri Karşılaştır Kul leinictemeâtil insu vel cinnu alâ en ye’tû bi misli hâzel kur’âni lâ ye’tûne bi mislihî ve lev kâne ba’duhum li ba’dın zahîrâzahîran. قُل لَّئِنِ ٱجْتَمَعَتِ ٱلْإِنسُ وَٱلْجِنُّ عَلَىٰٓ أَن يَأْتُوا۟ بِمِثْلِ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِهِۦ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا De ki “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.” İsrâ 89 Mealleri Karşılaştır Ve lekad sarrafnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli meselin fe ebâ ekserun nâsi illâ kufûrâkufûran. وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍ فَأَبَىٰٓ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورًا Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. İsrâ 90 Mealleri Karşılaştır Ve kâlû len nu’mine leke hattâ tefcure lenâ minel ardı yenbûâyenbûan. وَقَالُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّىٰ تَفْجُرَ لَنَا مِنَ ٱلْأَرْضِ يَنۢبُوعًا 90-93 Dediler ki “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl olarak gönderilen bir beşerim.” İsrâ 91 Mealleri Karşılaştır Ev tekûne leke cennetun min nahîlin ve inebin fe tufeccirel enhâre hılâlehâ tefcîrâtefcîren. أَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ ٱلْأَنْهَٰرَ خِلَٰلَهَا تَفْجِيرًا 90-93 Dediler ki “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl olarak gönderilen bir beşerim.” İsrâ 92 Mealleri Karşılaştır Ev tuskıtas semâe kemâ zeamte aleynâ kisefen ev te’tiye billâhi vel melâiketi kabîlâkabîlen. أَوْ تُسْقِطَ ٱلسَّمَآءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا أَوْ تَأْتِىَ بِٱللَّهِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ قَبِيلًا 90-93 Dediler ki “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl olarak gönderilen bir beşerim.” İsrâ 93 Mealleri Karşılaştır Ev yekûne leke beytun min zuhrufin ev terkâ fîs semâsemâi, ve len nu’mine li rukıyyike hattâ tunezzile aleynâ kitâben nakreuhnakreuhu, kul subhâne rabbî hel kuntu illâ beşeren resûlâresûlen. أَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِّن زُخْرُفٍ أَوْ تَرْقَىٰ فِى ٱلسَّمَآءِ وَلَن نُّؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّىٰ تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَٰبًا نَّقْرَؤُهُۥ ۗ قُلْ سُبْحَانَ رَبِّى هَلْ كُنتُ إِلَّا بَشَرًا رَّسُولًا 90-93 Dediler ki “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl olarak gönderilen bir beşerim.” İsrâ 94 Mealleri Karşılaştır Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humul hudâ illâ en kâlû e beasallâhu beşeren resûlâresûlen. وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤْمِنُوٓا۟ إِذْ جَآءَهُمُ ٱلْهُدَىٰٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ أَبَعَثَ ٱللَّهُ بَشَرًا رَّسُولًا İnsanlara hidayet Kur’an geldikten sonra onların iman etmelerine ancak, “Allah, bir beşeri mi peygamber olarak gönderdi?” demeleri engel olmuştur. İsrâ 95 Mealleri Karşılaştır Kul lev kâne fîl ardı melâiketun yemşûne mutmainnîne le nezzelnâ aleyhim mines semâi meleken resûlâresûlen. قُل لَّوْ كَانَ فِى ٱلْأَرْضِ مَلَٰٓئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَلَكًا رَّسُولًا De ki “Eğer yeryüzünde, insanlar yerine yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik.” İsrâ 96 Mealleri Karşılaştır Kul kefâ billâhi şehîden beynî ve beynekum, innehu kâne bi ıbâdihî habîren basîrâbasîren. قُلْ كَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًۢا بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرًۢا بَصِيرًا De ki “Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. Çünkü O, kullarından hakkıyla haberdardır, onları hakkıyla görendir.” İsrâ 97 Mealleri Karşılaştır Ve men yehdillâhu fe huvel muhtedmuhtedi, ve men yudlil fe len tecide lehum evliyâe min dûnihdûnihî, ve nahşuruhum yevmel kıyâmeti alâ vucûhihim umyen ve bukmen ve summâsummen, me’vâhum cehennemcehennemu, kullemâ habet zidnâhum saîrâsaîren. وَمَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ ۖ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِهِۦ ۖ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا ۖ مَّأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ ۖ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَٰهُمْ سَعِيرًا Allah, kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız. İsrâ 98 Mealleri Karşılaştır Zâlike cezâuhum bi ennehum keferû bi âyâtinâ ve kâlû e izâ kunnâ izâmen ve rufâten e innâ le meb’ûsûne halkan cedîdâcedîden. ذَٰلِكَ جَزَآؤُهُم بِأَنَّهُمْ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًا جَدِيدًا Bu, onların cezasıdır. Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr ettiler ve, “Biz bir yığın kemik, bir yığın ufantı olduktan sonra mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?” dediler. İsrâ 99 Mealleri Karşılaştır E ve lem yerev ennallâhellezî halakas semâvâti vel arda kâdirun alâ en yahluka mislehum ve ceale lehum ecelen lâ reybe fîhfîhi, fe ebâz zalimûne illâ kufûrâkufûren. ۞ أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ قَادِرٌ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ وَجَعَلَ لَهُمْ أَجَلًا لَّا رَيْبَ فِيهِ فَأَبَى ٱلظَّٰلِمُونَ إِلَّا كُفُورًا Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın kendileri gibilerini yaratmaya kadir olduğunu görmediler mi? Allah onlar için, hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir ecel belirlemiştir. Fakat zalimler ancak inkârda direttiler. İsrâ 100 Mealleri Karşılaştır Kul lev entum temlikûne hazâine rahmeti rabbî izen le emsektum haşyetel infâkinfâkı, ve kânel insânu katûrâkatûren. قُل لَّوْ أَنتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَآئِنَ رَحْمَةِ رَبِّىٓ إِذًا لَّأَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ ٱلْإِنفَاقِ ۚ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ قَتُورًا De ki “Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da tükenir korkusuyla cimrilik ederdiniz. Zaten insan çok cimridir.” İsrâ 101 Mealleri Karşılaştır Ve lekad âteynâ musa tis’a âyâtin beyyinâtin fes’el benî isrâîle iz câehum fe kâle lehu fir’avnu innî le ezunnuke yâ musa meshûrâmeshûren. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَىٰ تِسْعَ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ ۖ فَسْـَٔلْ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ إِذْ جَآءَهُمْ فَقَالَ لَهُۥ فِرْعَوْنُ إِنِّى لَأَظُنُّكَ يَٰمُوسَىٰ مَسْحُورًا Andolsun, biz Mûsâ’ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor sana anlatsınlar Hani Mûsâ onlara gelmiş ve Firavun da ona, “Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Mûsâ!” demişti. İsrâ 102 Mealleri Karşılaştır Kâle lekad alimte mâ enzele hâulâi illâ rabbus semâvâti vel ardı basâirbasâire, ve innî le ezunnuke yâ fir’avnu mesbûrâmesbûran. قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَآ أَنزَلَ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ بَصَآئِرَ وَإِنِّى لَأَظُنُّكَ يَٰفِرْعَوْنُ مَثْبُورًا Mûsâ ise, “İyi biliyorsun ki, bunları ancak, göklerin ve yerin Rabbi apaçık deliller olarak indirmiştir. Ey Firavun, ben de seni kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum” demişti. İsrâ 103 Mealleri Karşılaştır Fe erâde en yestefizzehum minel ardı fe agraknâhu ve men meahu cemîâcemîan. فَأَرَادَ أَن يَسْتَفِزَّهُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ فَأَغْرَقْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ جَمِيعًا Bunun üzerine Firavun işkence etmek ve öldürmek suretiyle o yerden onların kökünü kazımak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri hep birden suda boğduk. İsrâ 104 Mealleri Karşılaştır Ve kulnâ min ba’dihî li benî isrâîleskunûl arda fe izâ câe va’dul âhıreti ci’nâ bikum lefîfâlefîfen. وَقُلْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ لِبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱسْكُنُوا۟ ٱلْأَرْضَ فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ ٱلْءَاخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفًا Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik “Bu topraklarda oturun, ahiret va’di kıyamet gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz.” İsrâ 105 Mealleri Karşılaştır Ve bil hakkı enzelnâhu ve bil hakkı nezelnezele, ve mâ erselnâke illâ mubeşşiren ve nezîrânezîren. وَبِٱلْحَقِّ أَنزَلْنَٰهُ وَبِٱلْحَقِّ نَزَلَ ۗ وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا Biz onu Kur’an’ı hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. İsrâ 106 Mealleri Karşılaştır Ve kur’ânen faraknâhu li takreehu alen nâsi alâ muksin ve nezzelnâhu tenzîlâtenzîlen. وَقُرْءَانًا فَرَقْنَٰهُ لِتَقْرَأَهُۥ عَلَى ٱلنَّاسِ عَلَىٰ مُكْثٍ وَنَزَّلْنَٰهُ تَنزِيلًا Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik. İsrâ 107 Mealleri Karşılaştır Kul âminû bihî ev lâ tu’minû, innellezîne ûtul ilme min kablihî izâ yutlâ aleyhim yahırrûne lil ezkâni succedâsucceden. SECDE ÂYETİ قُلْ ءَامِنُوا۟ بِهِۦٓ أَوْ لَا تُؤْمِنُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهِۦٓ إِذَا يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْأَذْقَانِ سُجَّدًا De ki “Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur’an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar.” İsrâ 108 Mealleri Karşılaştır Ve yekûlûne subhâne rabbinâ in kâne va’du rabbinâ le mef’ûlâmef’ûlen. وَيَقُولُونَ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِن كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولًا “Rabbimizin şanı yücedir. Rabbimizin va’di mutlaka gerçekleşecektir” derler. İsrâ 109 Mealleri Karşılaştır Ve yahırrûne lil ezkâni yebkûne ve yezîduhum huşûâhuşûan. وَيَخِرُّونَ لِلْأَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَزِيدُهُمْ خُشُوعًا ۩ Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derin saygısını artırır. İsrâ 110 Mealleri Karşılaştır Kulid’ullâhe evid’ur rahmânrahmâne, eyyen mâ ted’û fe lehul esmâul husnâ, ve lâ techer bi salâtike ve lâ tuhâfit bihâ vebtegı beyne zâlike sebîlâsebîlen. قُلِ ٱدْعُوا۟ ٱللَّهَ أَوِ ٱدْعُوا۟ ٱلرَّحْمَٰنَ ۖ أَيًّا مَّا تَدْعُوا۟ فَلَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ ۚ وَلَا تَجْهَرْ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتْ بِهَا وَٱبْتَغِ بَيْنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا De ki “Rabbinizi ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut. İsrâ 111 Mealleri Karşılaştır Ve kulil hamdu lillâhillezî lem yettehız veleden ve lem yekun lehu şerîkun fîl mulki ve lem yekun lehu veliyyun minez zulli ve kebbirhu tekbîrâtekbîren. وَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ وَلِىٌّ مِّنَ ٱلذُّلِّ ۖ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًۢا “Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve âcizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah’a mahsustur” de ve O’nu tekbir ile yücelt.
Aralık ayının 12’ si ile 18’ i arasında yapılan yerli malı haftası kutlamalarında öğrenciler bu şiirle sunum yaparak bu haftanın önemini vurgulamaktadır. Yerli Malı Haftası Nedir?Yerli malı haftası her yıl 12-18 Aralık tarihleri arasında kutlanmaktadır. Yerli üretimin arttırılması ve tüketiminin teşviki için düzenlenen bu hafta Türkiye’ nin her yerinde çeşitli yöntemlerle kutlanır. Özellikle de okullarda öğrenciler tarafından kutlanan ve çok sevilen yerli malı haftası her öğrenci için keyifli bir Malı Haftası Nasıl Kutlanır?2021 yılının sonlarına doğru yaklaştığımız şu günlerde yerli malı haftası için hazırlıklar başladı. Okullarda öğrencilerin yerli ürünlerle yaptığı yemeklerle kutlanan yerli mali haftası için öğrenciler heyecanla malı haftası her okulda ayrı şekilde kulansa da bu hafta ile ilgili bilgiler ve şiirler her okul tarafından kutlamalara dahil ediliyor. Kutlama için gün sayan öğrencilerin bu şiirleri kimi zaman yazması kimi zaman da bulması malı haftası için birçok şiir bulunmaktadır. Yerli üretimin teşviki için oldukça önemli olan bu haftanın anlamı ve önemi şiirlerle öğrencilere ayının 12’ si ile 18’ i arasında yapılan yerli malı haftası kutlamalarında öğrenciler bu şiirle sunum yaparak bu haftanın önemini malı haftası ile ilgili kısa ya da uzun birçok şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin bu haftanın önemini vurgulaması kutlamalar sırasında bu şiirleri okuyarak yerli malı haftasını daha iyi yıl da her yıl gibi yerli malı haftası hazırlıkları için hazırlanan öğrencilerin yerli malı haftası ile ilgili şiirlerle sunum yapması gerekiyor. Kısa ya da uzun olabilen bu şiirlerle öğrenciler kutlamalarını MALI HAFTASI ŞİİRLERİBİZİM YERLİ MALIMIZElin kokusuz, yapma gülünden güzel bizim bahçede boy atacak tezgahlarda boy boy, kolay dokunanPaspaslardan güzeldir el emeği vermem yabancının çeşit çeşit rengineBayraklaşır gözümde beyazımız, firenk elmasına, ne arap hurmasınaMuhtaç etmez ki bizi meyve dolu daha gerçek, güzelden daha güzel,Her karışı hazine bizim yurt birlik olup çalışmayı bildik miPetekleri doldurur mis kokulu olsa, yabanın ipeğinden güzeldirBizim yerli malımız, bizim yerli malımız...BEHÇET KEMAL ÇAĞLARYERLİ MALI HAFTASIYerli malı haftası,Seni özledik gelecek diye,Yolunu masamızıKutlayalım neler yok,Ne yetişmez, ne bitmez?Eğer görmek istersenYurdu biraz dolaş masamızıKutlayalım HAKKI TALASPORTAKALPortakal tatlı serinBaşıdır güneşin rengi,Parlar gibidir değil mi kestane?Alırsın tane çizersin,Kızgın küle tatlı tatlı ye,En güzel besin elmasıyım,Meyvelerin sarı yanağım var,Beni yersen kan memleketim,Koyu sarıdır rengim,Isırınca pek yarar,Yiyenlere can üzümleri,Sevilmez mi arkadaş?İnsanlara pek yarar,Kurusu var yaşı Aydın inciri,Pek güzel iri alma, incir al,Ağzına aksın zengin olsun,Cebiniz fındık çıtır çıtır,Hem besler, hem de unutma,Beslenmek sar da ye,Kuvvet versin mandalina,Sağlık veririm sevimli meyveyim,Bol bol yiyin olur açılırım,Mercan gibi nar sorulmaz,Şurubuna kayısısı,Yemişlerin nazlısıPestili de yapılır,Yiyenler pek şeftalisi,Kilodur bir kim sevmez,Tadına doyum sarı rengim var,Ne güzel de reçel yap ye,İstersen ormanlarda,Bahçelerde, çayırlardaYetişirim, çeşit tarafta çekirdekli yurdum lezzetli ve aldanmaAnamur’dan şaşmaYerli muz en güzeliMutlu eder yiyenleriISPANAKSebze deyip kanmayınIspanaksız kalmayınKışın yiyin bol bolBöyle kısa kalmayınLAHANAKat kat yapraklarİçinde neler saklarİster turşu yap ister sarLahanasız ev neye yarar?PATLICANYaz gelince ilk öncePatlıcan yemeli benceHem sağlıklı hem lezzetliPişir pişir patlıcan yePATATESÖdemiş’te sarısıKars’ta ise var beyazıHer yemeğin başıdırYerin altında saklıdırHAVUÇRengi güneş gibiTavşanlar bilir işiHavuç yiyin arkadaşTadı var şeker gibiMARULSalatasız yemekEksik kalmış demekYeşil taze bir marulElbette sağlık demekLİMONHasta olursan eğerHemen onu hatırlaEkşi sulu bir limonKaldırır seni ayağaKAVUNKavunu kokla alO tadına hayran kalKırkağaç’ın kavunuBir değil on tane alSOĞANYemek onsuz olur mu?Tadına hiç doyulur mu?Güzel soğan, sarı soğanBöyle ağlatmak olur mu?MISIRPatlatınca mısırıBaşlar hemen eğlenceİstersen kaynatarak yeÖyle daha güzel benceTURPGörünce beğenmedimAma tadını çok sevdimO güzelim turplarıSalataya rendeledimBİBERBazısı çok acıdırGözlerden yaş getirirYeşili ve kırmızısıŞu biber ne güzel şeydirSALATALIKUzun, yeşil salatalıkGörünce hemen aldıkOnunla kahvaltıyaGüzel bir lezzet kattıkZEYTİNEge’de zeytin yetişirLezzetiyle bilinirVar mı öyle sağlıklıEn güzeli zeytin yağı,
hasta olursan eğer hemen onu hatırla