Bin Dokuz Yüz Seksen Dört George Orwell tarafından 1947-1948 yıllarında İskoçya’ya bağlı Jura Adasında yazılmış ve bir başyapıt olarak basıldığı günden beri dünyada güncelliğini yitirmemiş bir kitaptır. Alegorik politik bir romandır ve hikayesi distopik bir dünyada geçmektedir. 1984 romanı, yazarın geleceğe GeorgeOrwell Collection The Complete Works. E-Kitap Projesi & Cheapest Books SIZE. 12. MB. More Books by George Orwell 1984. 2021 1984. 2021 1984. 2020 nineteen eighty-four (george orwell romanı) lise 2 de zorlu okudugumuz george orwell tarafindan yazilmis bir kitap (imho) yazılma amacının dışına çıkmış, sadece komunizm e degil, kapitalizm ede saldıran, bir anlamda anarşist bir roman. los angeles polis teşkilatının şehrin önemli noktalarına kamera yerleştirme kararı 1984 / George Orwell. By Berivan K. on Kas 28, 2015 in Demokrasi, Kitap Alıntısı, Özgürlükler. Winston kaldırımlarda birkaç kilometre yürümüştü, varis çıbanı zonkluyordu. Dernek Merkezindeki akşam toplantısını üç haftadır ikinci kez kaçırıyordu: Pek akıllıca sayılmazdı bu yaptığı, çünkü Merkez’e 1984is possibly the definitive dystopian novel, set in a world beyond our imagining. A world where totalitarianism really is total, all power split into three roughly equal groups--Eastasia, Eurasia, and Oceania. 1984 is set in Oceania, which includes the United Kingdom, where the story is set, known as Airstrip One. GeorgeOrwell biyografisi. Takma adı George Orwell olan Eric Blair (1903-1950), o zamanki İngiliz kolonisi Motihari, Bihar’da doğmuş ve büyümüştür. İngiltere’de Eton Koleji’nde okudu ve Burma’da İmparatorluk Kızılderili Polisi’nin bir üyesi olarak çalıştı (1922-1927). XuHcog. “George Orwell 1984” yetmiş bir yıl önce basıldığında başarılı bir politik kehanet olarak hafızalara kazındı. Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” 1932, Ray Bradbury’nin “Fahrenheit 451” 1953 ve Anthony Burgess’in “Otomatik Portakal”ı 1962 gibi döneminin benzer konularda yazılmış diğer eserlerinden çok daha uzun süre kamu bilincinde yer etti. Zamanında tanınmış kitaplardan olan ve 1984 ’ün yazımında katkıları olan Yevgeni Zamyatin’in “Biz” 1921 ve Arthur Koestler’in “Gün Ortasında Karanlık” 1940 kitapları da bu listede yer alır. 1984 ün Soğuk Savaş ile ilgili olduğu barizdir fakat Soğuk Savaş otuz yıl önce sonlanmıştır. Peki George Orwell 1984 kitabının etkisi nasıl hala bu kadar güçlüdür? “George Orwell 1984” Kitabının kapak görseli. Bunu kısmen, 1984 ’ün, “Gün Ortasında Karanlık” kitabının izlediği yolu izlememesine bağlayabiliriz. “Gün Ortasında Karanlık”ın aksine, Orwell ’in kitabı komünizm sistemi altındaki yaşamdan bahsetmez. Aksine, liberal demokrasiler içindeki eğilimler hakkında bir uyarı olması amaçlanmıştır. Okuyanlar da zaten bu konuya değindiğinin bilincinde olarak okumuşlardır. Doğu Avrupa’nın savaş sonrası Sovyetleşmesi sonucu oluşan toplumlar adeta Orwell in sayfalarından çıkmış gibidir. Ancak Amerikalı okuyucular 1984 ’ün İkinci Kızıl Tehlike ve sadakat yeminiyle ilgili olduğunu düşünmüşlerdir. 1970’lerde Nixon ve Watergate hakkında yorum yapmak için kullanılmıştır. 1983 ve 1984 te haliyle, kitabın adı 1984 olunca okuyucu sayısında bir sıçrama olmuştur ve dört milyon kopya satılmıştır. 2016’da ise Trump’tan kaynaklanan bir sıçrama daha olmuştur. Romanda dünyanın üç totaliter üst devlete bölüneceği ve bu devletlerin bilgi ve ifade üzerinde mutlak hakimiyeti olan katı birer hiyerarşiye sahip olacaklarından bahsedilir. Hatta sürekli olarak dünya hakimiyeti için hiçbir tarafın kazanamadığı savaşlara girip duracakları da anlatılır. Bu belki de romandaki en çabuk miadını doldurmuş görüş de budur. Bu senaryo 1930’larda, Büyük Buhran, faşizm ve Stalinizm in hüküm sürdüğü dönemde, neredeyse birçok insanın öngördüğü gelecekti. Kapitalizm ve liberal demokrasi can çekişiyor gibiydi; merkezi ekonomiler ve otoriter rejimler toplumlarının yönetilebilmesinin tek yolu gibi görünüyordu. Bu, Orwell’in büyük hayranlık duyduğu ancak şu an neredeyse unutulmuş bir kitap olan James Burnham’ın “Yönetim Devrimi”nin 1941 iddiasıdır. Romanın öyle bölümleri var ki hala geçerliliğini sürdürüyor George Orwell ’in “1984” adlı kitabında, hayatımızda hala geçerliliğini yitirmeyen unsurlar mevcuttur. Fotoğraf ullstein bild / Getty 1949’dan sonra dünyanın üst devletlere bölündüğü doğrudur. Fakat romanda söylenenin aksine üç değil iki üst devlete bölünmüş ve bu devletlerin kırk yıl süren rekabetinden dolayı dünyanın geri kalanı büyük zarar görmüştür. Ancak onlar yirminci yüzyıl jeopolitiğinin Fasolt ve Fafner’ı olan ikiz totaliter canavarlar değillerdi. Taktiklerinde sıkça birbirlerini yansıtmalarına rağmen farklı ideolojileri savunan iki farklı sistemdiler. Amerika Birleşik Devletleri’ne pek ilgi duymayan Orwell bu durumu gözden kaçırmıştır. Bununla birlikte, romanın öyle bölümleri var ki hala geçerliliğini sürdürüyor. Birincisi, sürekli bir gözetim altında olma durumudur – Büyük Birader Koestler’in “Bir Numara” konseptinden ödünç alınmıştır. Orwell in, hayatı boyunca muhtemelen hiç televizyon görmemesine rağmen romanda bahsettiği “tele-ekran”, önsezilerinin şaşırtıcı derecede güçlü olduğunu gösteriyor. İkincisi ise Orwell ’in favori konusu olan Newspeak yani aldatıcı dildir. Bir diğer deyişle dilin siyaset için kötüye kullanılması. 1984 Kitabı Bir Romandır, Siyaset Teorisi Çalışması Değil. George Orwell 1984 Kitabı Fakat her şeye rağmen “1984” bir romandır, bir siyaset teorisi çalışması değildir. Çoğu insan da muhtemelen bu eseri kurgusal bir roman bakış açısıyla okuyordur. Komiser O’Brien’in Winston ve Julia’ya onları tuzağa düşürürken verdiği uzunca bir kitap olan “Oligarşik Kolektivizmin Teori ve Pratiği” gibi aleni siyasi materyaller muhtemelen birçok okuyucu tarafından göz ucuyla okunup atlanıyordur. Lev Troçki’nin 1937’de yayınlanan Stalinizm karşıtı ve aynı zamanda “Yönetim Devrimi”nin bir parodisi olan “İhanete Uğrayan Devrim”i de bu kitabın bir türevidir. O’Brien’in Winston’ı sorguladığı sahne, romanın doruk noktası olarak yazılmış olmasına ve insanların hala aklında yer etmesine rağmen, tamamen tatmin edici değildir. O’Brien Winston’ı iki kere ikinin beş olduğuna nasıl ikna etmiştir? İşkenceyle. Oldukça ilkel bir beyin yıkama yöntemi. “Gün Ortasında Karanlık”ta da sonlara doğru bir sorgu sahnesi vardır. Sorgulamanın kurbanı Rubashov, önce fiziksel olarak yıpratılıp sonunda entelektüel olarak mağlup edilir. Her iki yazar da Stalin’in 1936 ile 1938 yılları arasında Eski Bolşevikleri tasfiye ettiği Moskova Duruşmalarında sanıkların neden kendi özgür iradeleriyle, sonunda vurulacaklarını bile bile, onlara yöneltilen en saçma suçlamaları bile kabul ettiklerini anlamaya çalışıyorlardı. Stalin’in ölümünden sonra sanıkların işkence gördükleri ortaya çıktığında Orwell ’in bu konuda da haklı olduğunu görülmüştür. Ama şu anı kim unutabilir “siz ölüsünüz’ dedi arkalarındaki demirden bir ses”? Orwell, oldukça sürükleyici ve okuyucuların kendileriyle özdeşleştirdiği karakterlere sahip bir hikaye oluşturmuş oldu. Orwellyen George Orwell 1984 Kitap çıktığında bazı insanlar, her ne kadar korkunç olsa da, özdeşleşmeleri gereken karakterin O’Brien olduğunu sandılar. Orwell in aklında olan da muhtemelen buydu. O’Brien gibi insanlar, güç karşısında adeta bir sadiste dönüşen entelektüel figür, hakkında insanları uyarmak istiyordu. O’Brien figürü o zamanki totalitarizmin cazibesine dair popüler bir anlayışa karşılık geliyordu Arthur Schlesinger Jr.’ın “1984” ile aynı yıl yayımlanan liberal manifestosu Hayati Merkez’de “herkesin içinde bir Hitler, bir Stalin vardır” diye belirttiği gibi insan ruhunun karanlık bir köşesine dokunduğu anlayışı. Uzun zaman sonra Schlesinger fikrini değiştirdi ve “Orwell in mistik totalitarizm teorisi” diye adlandırdığı şeyi reddetti. Çünkü hepimiz dünyadaki Winstonlara işkence etme şansını dört gözle bekleyen O’Brienlar olmayabiliriz. Hepimiz büyük olasılıkla Winstonuz. Bir şeylerin yanlış olduğunu, hayatımızın kontrolünü kaybettiğimizi ve buna direnecek gücümüzün olmadığını biliyoruz. Buna sıradan hayattan bir örnek olarak “sözleşmeyi kabul ediyorum” tuşuna basmamızı gösterebiliriz. Eski sözleşmenin ya da gizlilik politikasının ne olduğunu bilmiyorduk. Yenisini okusak da neyin değişip değişmediğini ve bize neye mal olacağını anlamayacağımızdan oldukça eminiz. Bizim gibi diğer herkesin de direkt o tuşa bastığını varsayıyoruz ve tuşa basarak bir daha basılacak tuşlar olmayan bir dünya hayal ediyoruz. Önem arz eden bir örnek için şunu düşünebiliriz ülkenizin seçim süreci yabancı bir güç tarafından bozuluyor ve hükümetiniz bu müdahaleyi soruşturmaya çalışan kişileri vatana ihanetle suçluyor. Buna Orwellyen yani özel hayata müdahale edici denir. Böylelikle kehantelikten çıkar ve manşet haline gelir. Orwellyen, George Orwell 1984 adlı distopyasındaki totaliter yönetime, dilin aldatıcı ve manipüle edici kullanımına ithafen çoğu zaman otoriter kelimesi yerine kullanılan bir sıfat. Çeviren Gevher Eylül Karboğa Bunlar da ilginizi çekebilir Herkesin Okuması Gereken En İyi 20 Bilim Kurgu Kitabı Karantina Günlerinde Okuyabileceğiniz En İyi Kitap Önerileri Stephen King Biyografi Tolkien Hakkında 10 Büyüleyici Bilgi Edgar Allan Poe Kimdir?, Hayatı ve Esrarengiz Ölümü Dünyaca Ünlü Yazarlar Hakkında Şaşırtıcı 10 Gerçek Tür Bilim Kurgu, Distopya, Klasik Goodreads Puanı 4,09 oy Orijinal Adı Nineteen Eighty-Four Yayınevi Can Yayınları Çeviri Celâl Üster Basım Yılı 2014 Sayfa Sayısı 352 Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. ... Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu. George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır. Can Yayınları, bu "bütün zamanların kitabını" Celâl Üster'in özenli çevirisiyle okura sunmaktan kıvanç duyuyor. Yaz tatilinde okuduğum, yorumu geciken bir başka kitap da 1984'tü. Kitabı, uzun zamandır okumak istiyordum. Ama kitap fuarında almama rağmen aylarca kitaplığımda beklettim. Yaz tatilinde ise kitaba başlamaya karar verdim. Araya başka şeyler girse de kitabı bir hafta içinde bitirdim. Öncelikle, kitaba çok büyük beklentilerle başladığımı belirtmeliyim. Kitabı duyduğum zaman ile edinip okumaya başladığım zaman arasında bu beklentim zirveye ulaştı. Kitabı elime aldığımda, ya muhteşem bir eser okuyacaktım ya da kalitesi fazlasıyla abartılmış bir kelime yığınına katlanacaktım. Kitabı bitirdikten sonra, 1984'ün hiç de abartılmadığını anladım. Kitabın en iyi distopyalardan biri sayılmasının en büyük nedeni, Orwell'ın kurguladığı dünya geçmişin kontrol altına alındığı, karanlık, baskıcı bir yönetim ve bu yönetimin yaptıklarını bilen ve kabullenen insanlar... Geleceğin, kitabın başında tarif edilenden daha da karanlık olmayacağını düşünürken çevirdiğim her sayfa aksini ispatladı Bırakın düşünce özgürlüğünü, özgürlük kelimesinin bile var olmayacağı bir geleceğe doğru yola çıkılmış. Kurgulanan dünya o kadar gerçekçi ve ayrıntılı ki... Kitapta anlatılan dünya korkutucu olsa da oldukça başarılı bir biçimde kurgulanmış. Kurgulanan dünyanın temeli sağlam olunca, olaylar ve bu olayların kurgulanış biçimi de sağlam oluyor, tabii. Kitabın zekice yazılmış, detaylı bir kurgusu var. Yazar, ilk sayfalardan itibaren okuyucuyu bir sorgulama sürecine itiyor. Ana karakter Winston gibi, kitaptaki dünyayı geçmişi, şimdisi ve geleceğiyle birlikte sorgulamaya başlıyoruz. İç karartıcı distopyası gereği okunan her sayfa insanı biraz daha boğsa bile, tüm bunlara hayran olmamak elde değil. Yazar, aklımda o kadar olası bir distopya örneği canlandırdı ki sayfaları korkarak çevirdim. Orwell'in 1984'te anlattığı dünya, imkansız değil. Hatta şimdiye kadar okuduğum distopyaların içinde en gerçekçi olanı buydu; uygun koşullar sağlandığı takdirde kitapta okuduklarımın gerçekleşmemesi için hiç bir neden göremiyorum. Sanırım, kitabı böylesine destansı yapan etmenlerden biri de bu boğucu distopyanın gerçekleşme ihtimalinin varlığı. Winston'la birlikte yaşadığı dünyayı sorgulamaya ek olarak biz okurların yaptığı bir diğer şey, kitapla yazıldığı dönem hatta günümüz dünyası ile bağlantılar kurmaktı. Kitap, yazılıp basılalı 60 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen tıpkı Hayvan Çiftliği'nde olduğu gibi günümüzde gerçekleşen olaylarla da bağlantı kurulabiliyor. Bu da, 1984'ü arada sırada birkaç sayfasını karıştırabileceğim başucu kitaplarımdan biri haline getiriyor ; Kitabın gerilimi ve aksiyonu da bol. Bir yandan kurgulanan dünyaya hayran kalırken diğer yandan üstümde sürekli bir diken üstündelik hissi vardı. Büyük Birader'in kesintisiz olarak dinlemesi ve izlemesi, bana bir rahatsızlık hissi vermişti. Normalde -benim gibi- özgürlüğünüzün kısıtlanması düşüncesine bile katlanamıyorsanız, kitabı bitirdikten daha sonra bile izlenmişlik hissini atmanız zor olabilir. Ama bu da kitabın başarısının bir başka göstergesi, benim gözümde Kitabın şaşırtıcılığının da yüksek olduğunu eklemeden geçemeyeceğim. Özellikle son olayların aniliği, beni şok etmişti. Bu kısımlarda, yanlış okuduğumu sanıp tekrar cümle başına dönmüşlüğüm çok oldu. Son bölümleri şaşkınlık nidaları eşliğinde bitirdim. Kitabın birazcık uzun bir önsözü var. Ama okuduğunuza değecek, harika açıklamalar mevcut bu önsözde. Kitaba başlamadan önce bu kısma bir göz atılırsa, kitapta geçen olayların ve kavramların çok daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. 1984, kitapta da denildiği gibi, bir insanlık karabasanı. Kurgulanan dünya her ne kadar karanlık, ümitsiz ve korkunç olsa da aynı zamanda hayranlık uyandıran bir mantığı var. 1984'ü herkesin ölmeden önce mutlaka bir kez okuması gerektiğini düşünüyorum. Bir zamanlar dünyanın güneşin çevresinde döndüğüne inanmak nasıl delilik belirtisi olarak görüldüyse, şimdi de geçmişin değiştirilemeyeceğine inanmak delilik belirtisi olarak kabul ediliyordu. Bu inancı bir tek kendisi taşıyor olabilirdi ve eğer öyleyse, o zaman delinin tekiydi. Ama deliliği pek dert etmiyordu, onu asıl ürküten yanılıyor olabileceğiydi. Paylaş Orijinal Adı 1984 Çevirmen Celâl Üstüner Sayfa Sayısı 350 Baskı Yılı 2016 Elimdeki baskısı Yayınevi Can Yayınları Arka Kapak Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. ... Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu. George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kabus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgahlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır. Can Yayınları, bu "bütün zamanların kitabını" Celâl Üster'in özenli çevirisiyle okura sunmaktan kıvanç duyuyor. Korkunu asla gösterme! Öfkeni asla belli etme! Gözlerindeki en ufacık bir kıpırtı seni ele verebilir. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Her şey bir hayal dünyasında eriyip gidiyordu, sonunda yılın hangi gününde oldukları bile belirsizleşmişti. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Özgürlük, iki kere iki dört eder diyebilmektir. Buna izin verilirse, arkası gelir. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı, çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemi olduğunu düşünüyorsan, onları yendin demektir. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Geriye hiçbir şey kalmayacak senden; ne nüfus kütüğünde bir ad ne de belleklerde yaşayan bir silindiğin gibi, gelecekten de silineceksin. Hiç var olmamış olacaksın! Merhabalar, nasılsınız? Bugün içine ikinci yazımı giriyorum. Normalde aynı gün içerisinde yazı girmemeye çalışsam da bugün durum biraz farklı. Bugün Bloggerlar Okuyor etkinliği kapsamında okuduğum 1984'ün yorumunu gireceğim. Onun öncesinde etkinlikten kısaca bahsedeyim; Bu etkinlik kapsamında seçilen kitabı o ay içerisinde okuyup, ayın son günü yorumunu bloglarımızda paylaşıyor olacağız. Daha detaylı bilgi için tık tık. Nisan ayı için George Orwell'in 1984 adlı romanı seçilmişti. Etkinlik biraz geç başladığından yorum tarihi 10 Mayıs'a kadar ertelenmiş. Bugün denk gelmesem haberim olmayacaktı ve bu kitabın yorumu gelmeyecekti. Neyse ki son anda yetişmiş bulunuyorum. ^^ Kitabımıza gelecek olursak... Aslında tam olarak nereden başlayacağımı bilemiyorum. Bu kitap hakkındaki düşüncelerimi toparlamakta zorlanıyorum açıkçası. Kısaca konusuna değineyim... Kitap Winston Smith karakterinin tarafından ilahi bakış açısıyla anlatılıyor. Kitapta bahsi geçen dünya oldukça çarpıcı. Artık sadece 3 ülke vardır ve karakterimizin yaşadığı ülke Okyanusya'dır. Ülke, Parti egemenliği altındadır ve Büyük Birader isimli şahsımız partinin başındadır. Tabii Büyük Birader diye birisi gerçekten varsa... Parti'nin egemenliğindeki Okyanusya'da iç parti üyeleri, dış parti üyeleri ve proleter'ler yaşamaktadır ki karakterimiz Winston dış parti üyelerinden olup Gerçek Bakanlığı'nda çalışmaktadır. Kitap boyunca Winton'ın iç dünyasını, düşüncelerini -ki düşüncenin suç olduğu bir toplumda yaşıyor- gerçeği bulma çabalarına ortak oluyoruz. Kitap boyunca beni dehşete düşüren birçok şey oldu. Ki kitabı dehşet içerisinde okuduğumu söylemeliyim. Beni dehşete düşürenlerden birisi düşüncesuçu'ydu. Parti'nin aleyhine düşündüğünüz, hatta Parti'nin düşünmenizi istediği şeyden başka düşündüğünüz her şey suç. Kabul çok garip bir cümle oldu. D Öyle ki adamlar Yenisöylem'i -yeni bir dil- oluşturarak kelime dağarcığını olabildiğince minimuma düşürüp, sizin düşünmenizi engellemeye çalışıyorlar. Gerçekten dehşet verici bir şey. Bir diğer en can alıcı nokta ise geçmişin değiştirilmesi. Evet yanlış okumadınız, adamlar geçmişi değiştiriyorlar. Nasıl mı? Mesela bir hafta öncesinde istatistiksel tahminlerde bulunuluyor. O tahminler tutmadı mı? Haberlerde, gazetelerde yayınlanan o makale şuan ki istatistiklere uygun olarak değiştiriliyor ve o şekilde aynı tarihli gazeteye tekrar basılıyor. Ve bütün eski orijinal baskılar yok ediliyor. Böylece Parti'nin tahminleri her zaman doğru oluyor ve insanlar bu durumu hiçbir şekilde yadırgamıyor. Hatta öyle ki 5 dakika öncesine kadar Avrasya'yla savaşta olduğu bilinirken 5 dakika sonra en başından beri Doğuasya'yla savaştıkları söyleniyor ve kimse "yahu biz Avrasya'yla savaşıyorduk n'oldu?" demiyor aksine hemen kabulleniyor. Yani diyeceğim o ki kurgu, oluşturulan dünya gerçekten dehşet verici. Ben daha öncesinde Orwell'ın hiçbir kitabını okumamıştım ve ilk olarak herkes Hayvan Çiftliği'ni öneriyordu. Ancak Orwell'ın kalemiyle tanışmak bu kitaba nasipmiş ki bu konuda hiç sıkıntı çekmedim. Kurgunun, olayların, anlatımın akıcılığı oldukça iyiydi. Orwell'ın diğer kitaplarını da mutlaka alıp okuyacağım. ^^ Aslında kapağına da değinmek istiyorum. Çünkü bu zamana kadar birçok kapak uygulanmış, tasarlanmış. Ama içlerinden en çok Can yayınlarının bu son kapağını beğendim. Gerçekten çok güzel. Gerçi Orwell'ın diğer kitaplarına da çok güzel tasarımlar uygulamışlar. Değinmeden geçmek istemedim. Ben kitabı çok beğendim. Daha sonra tekrar okuyacaklarım arasında yerini aldı. Uzun bir yorum oldu, umarım sıkılmadan okuyabilmişsinizdir. ^^ Siz 1984'ü okudunuz mu? Lütfen düşüncelerinizi benimle paylaşın... Etkinliğe katılan diğer bloglar Puanım Sevgiyle Kalın... Sayfa Sayısı 350 Alıntılar -Parti geçmişe el koyabiliyor ve şu ya da bu olayın hiçbir zaman olmadığını söyleyebiliyorsa, bu hiç kuşkusuz işkenceden de, ölümden de beter bir şeydi. -İnsan, kendi belleği dışında hiçbir kayıt olmayınca en belirgin gerçeği bile nasıl kanıtlayabilirdi ki? -Belki de, deli dedikleri tek kişilik bir azınlıktı. Bir zamanlar dünyanın güneşin çevresinde döndüğüne inanmak nasıl delilik belirtisi olarak görüldüyse, şimdi de geçmişin değiştirilemeyeceğine inanmak delilik belirtisi olarak kabul ediliyordu. Bu inancı bir tek kendisi taşıyor olabilirdi ve eğer öyleyse, o zaman delinin tekiydi. Ama deliliği pek dert etmiyordu, onu asıl ürküten yanılıyor olabileceğiydi. -Gerilimli anlarda insanın bir dış düşmana karşı değil de, hep kendi bedenine karşı savaştığını fark ediyordu. -“Aslında hiçbir şey fark etmezdi,” dedi. “Öyleyse neden pişmansın itmediğine?” “Sırf, bir şey yapmayı hiçbir şey yapmamaya yeğlediğim için. Şu oynadığımız oyundan kazançlı çıkmamız olanaksız. Kimi yenilgiler kimilerinden daha iyi olabilir, o kadar.” -Açıkçası, Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. Gerçekliğin en açık biçimde çarpıtılması böylelerine kolayca benimsetilebiliyordu, çünkü kendilerinden istenenin iğrençliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamadıkları gibi, toplumsal olaylarla yeterince ilgilenmedikleri için neler olup bittiğini de göremiyorlardı. Hiçbir şeyi kavrayamadıkları için hiçbir zaman akıllarını kaçırmıyorlardı. Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı, çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kurşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu. -Hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemli olduğunu düşünüyorsan, onları yendin demektir. -Ama amacınız hayatta kalmak değil de insan kalmaksa, sonuçta ne fark ederdi ki? Duygularınızı değiştirmeleri olanaksızdı; siz kendiniz bile değiştiremezdiniz duygularınızı, isteseniz bile. Yaptığınız, söylediğiniz ya da düşündüğünüz her şeyi en küçük ayrıntısına kadar açığa çıkarabilirlerdi; ama nasıl işlediğini sizin bile bilmediğiniz, yüreğinizin içi, sırrını korurdu. -Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun sürede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürebilirdi. -Gerçekten sürekli olacak bir barış, sürekli bir savaşla aynı kapıya çıkardı. -Yüksek kesimdekiler yerlerini hep koruyacaklarsa, ağır basan zihin hali denetimli çılgınlık olmalıdır. -Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz; diktatörlük kurmak için devrim yapar. Zulmün amacı zulümdür. İşkencenin amacı işkencedir. İktidarın amacı iktidardır. Ben Ne Düşünüyorum? Şule Abla ve Nail Art in Wonderland harika bir etkinlik başlattılar. Her ay bir kitap seçiyoruz ve hep beraber okuyoruz. Sonra da o ayın son günü katılan bütün bloggerlar yorumlarını paylaşıyor. İşte bu da etkinliğin ilk kitabı. Etkinlik hakkında daha fazla bilgi için tık 1984, uzun zamandır kitaplığımda bekleyen; ama bir türlü okuyamadığım kitaplardandı. Sanırım biraz da okuması zor olacak diye korkuyordum. O yüzden bu etkinlik benim için harika bir fırsat oldu. Ve ne kadar saçma bir düşünceye kapıldığımı anladım. Çünkü sınav dönemim yaklaşıyor olmasa oturup bir günde bitireceğim bir kitaptı. Resmen elimden bırakmak için kendimle savaşmam gerekti George Orwell harika bir distopya yaratmış. En fecisi de günümüz dünyasıyla olan korkutucu benzerliği. Dünya artık 3 ülkeden oluşuyor ve ana karakterimiz Winston da Okyanusya’da yaşıyor. Ülke bir partinin egemenliğinde ve Big Brother Büyük Birader de partinin somutlaşmış hali. Gerçekte böyle bir insan olmuş mu olmamış mı o bile belli değil. Sadece sevgiyi, saygıyı soyut bir partidense bir insana yöneltmek çok daha kolay. Winston Gerçek Bakanlığı çalışanlarından. Yaptıkları iş tam olarak geçmişi değiştirmek. Mesela geçen hafta Büyük Birader bir şey söylemişse ve bu hafta aksi ortaya çıkmışsa Gerçek Bakanlığı çalışanları oturup Büyük Birader’in söylevini, istatistikleri değiştiriyorlar. Hatta bugün parti Avrasyayla savaşta olduğunu söylüyorsa sanki ezelden beri onunla savaşta görünmesi için gece gündüz çalışıyorlar. Böylece partinin haklılığı olabilecek her şekilde kanıtlanmış oluyor. Üstelik insanlar tüm bunlara alışmakta hiç de zorluk çekmiyorlar. 5 dakika öncesine kadar gerçek saydıkları şeyleri partinin tek sözüyle silip atabiliyor, sanki önceden beri şimdiki halini biliyor gibi davranıyorlar. Bütün bunların ortasında yaşadıklarına anlam veremeyen karakterimiz, dış görünüş açısından parti mensubuymuş gibi davranıyor. Onlar bağırıp çağırdıkça bağırıp çağırıyor, onlar coştukça o da coşuyor. Fakat iç dünyası bambaşka bir halde. Yüz ifadesinde tek bir değişiklik olsa tele ekranlar tarafından fark edilme, buharlaştırılma tehlikesi oluyor. Buharlaştırılınca, her şeyden, tüm kayıtlardan siliniyor, hiç yaşamamış sayılıyorsunuz. İşte biz de Winston’ın gerçeği bulma çabalarına ortak oluyoruz. Önsözde şöyle bir tespit var “Her şeyin tümüyle devletin denetiminde olduğu, bellekten yoksun bırakılmış, her türlü muhalefetin yok edildiği bir toplum tehlikesine karşı bir uyarı niteliğinde…” Tam olarak bu. Distopya seven, günümüz dünyası hakkında düşünmek isteyen ya da sadece gerçekten seveceği bir kitap okumak isteyen herkese tavsiye ederim. Lütfen daha fazla bekletmeyin, pişman olmayacaksınız Puanlama -Kapak Tasarımı 5/5 %5 Muazzam! -İsim – Kitap Uyumu 5/5 %5 Tam puan! -Özgün Konu – Özgün Anlatım 5/5 %30 Okuduğum en özgün kitaplardan diyebilirim. -Yazarın Dili 5/5 %30 Orwell her kitabında kendini bana daha da çok sevdiriyor. Hem kolay okunan hem de bu kadar anlamlı bir kitabı dünyaya kazandırdığı için kendisine teşekkür etmek isterdim -Kitabın Dünyası 5/5 %30 Sizi içine alıyor ve bırakmak istemiyor. Öyle ki kitaptan uzak durabilmek için büyük bir çaba sarf etmeniz gerekiyor. Kitabın Puanı 5/5 Ana sayfa Eserler 1984 George Orwell Kitap Özeti 1984 Okunuşu Bin Dokuz Yüz Seksen Dört kitabı George Orwell’in en çok okunan kitaplarından biridir. Yazarın hayal gücüne dayandırarak 1949 yılında yazdığı eserde, 1984 yılındaki değişimler anlatılmıştır. Bu kitap sadece ismiyle anılan yıllar için değil bugüne de ışık tutan bir eserdir. İnsanların makinelere dönüştüğü, zihinlerin kontrol edildiği bir dünya anlatan Orwell’in bu keskin zekası sizi romanın içine çekecek. 1984 Kitap Özeti Distopik bir eser olan 1984 romanında, üç ülke mevcuttur. Okyanusya, Avrasya ve Doğu Avrupa’dan oluşan bu ülkelerde insanlar sürekli kontrol altındadır. Çocukların bile anne babalarını düşünce polislerine şikayet ettiği bu dünyada, insanlar tamamen robotlaşmıştır. Baş karakterimiz Winston Okyanusya’da Hakikat binasında memurluk yapıyor. Büyük Birader denilen bir kavrama da nefretini kustuğu günlük yazıyor. Tabii ki bu günlüğü yazması için gün içerisinde çok kısıtlı alanı var. Televizyonundan bile Winston’u izleyebiliyorlar. Winston işlerine devam ederken Anti Seks Derneği’nden Julia ile buluşma kararı alıyor. Şehrin dışında buluşan ikili birbirine aşık olup, sırlarını anlatıyorlar. Winston ve Julia yalnız olmadıklarını düşünerek O’Brien ile bu durumu konuşurlar. Goldstein örgütünün kitabına davet edilirler. Winston kitabı okumak için Mc Charrington’a ait antika dükkanında bir oda kiralar. Julia ile kitabı okuyup tartışırken, bir ekran onları ele vermiştir. Çok geçmeden odaya polisler girer, Mc Charrington’un düşünce polisi olduğu anlaşılır. Hapis altındayken türlü işkencelerden geçen Julia ve Winston’un acısı bitmemiştir. Winston bir gün bayıltılarak Julia’nın hücresine götürülür. Kafasını farelerle dolu bir kutuya sokarsa Julia kurtulacaktır. Ama hayatta en çok korktuğu farelere yaklaşamaz ve Julia’ya veda eder. Sonunda beyni yıkanmış Winston sokağa salınır. Artık partinin kararlarına harfiyen uyar, Büyük Birader’in en büyük takipçisidir.

george orwell 1984 kitap yorumu