Yoruldu yüreğim dert çeke çeke kurudu gözlerim yaş döke döke. Yolların üstüne gül eke eke o yüce resule ben gidiyorum. Yolların üstüne gül eke eke o yüce resule ben gidiyorum. Açılsın da yollar sana geleyim açılsın da yollar sana geleyim. Öyle özledim ki seni ey resul öyle özledim ki seni ey resul. Öyle özledim ki
Kraliçeler elinde bastona benzeyen tılsımlı bir asa taşırlar. Aynı Asa'yı Firavunlar'da taşırdı ve üzerinde tılsımlar bulunurdu. (Okültik büyüler) * Hz.Musa'nın Asa taşıdığını ise buradan kendi tarihlerine monte etmişlerdir. Hz.Musa ise bir ağaç kurusundan oluşturulmuş sade bir Asa taşırdı.
İsaAleyhisselam, bir gün yolda yürürken bir gencin, ak sakallı, ihtiyar bir adamı tekmeleyerek sürüklediğini gördü. Hazreti İsa Aleyhisselam, ihtiyarın bu durumuna çok acır. Hemen koşarak onu kurtarmak ister. Fakat ihtiyar kendisine engel olur ve şöyle der: - Lütfen dokunmayın, ne olur dokunmayın, beni tekmelesin.
Hz. Musa Allah’a dua etti ve bu duası kabul oldu. Bu 70 kişi Hz. Allah ile Musa (a.s.) arasındaki konuşmaları duydular. Sonra da "Biz, Allah'ı apaçık görünceye kadar sana katiyen inanmayız!" dediler. Derken, kendilerini, bir yıldırım yakaladı da, ruhları, bedenlerinden uçup ölüverdiler! Bu hal karşısında Musa (a.s.) Hz.
Emri yerine getir erkenden işi bitir. Sıdk ile iman getir tevhide gel tevhide. Sen seni ne sanırsın fâniye dayanırsın. Üş bir gün uyanırsın tevhide gel tevhide. Uyanagör gafletten geç bu fani lezzetten. İç kevser-i vahdetten tevhide gel tevhide. Hüdayî’yi gûş eyle şevke gelip cûş eyle.
Birasa üzerinde kıvrılan iki yılan (Hermas’in Asası) neyi ifade ediyor olabilir? Yahudiler Eski Mısır’da Moloch isimli bir boğa yahut buzağı görünümünde bir tanrıya tapınmışlardı. Hatta Hz. Musa yanlarından bir süre ayrıldığında tekrar tapınmaya başlayacak kadar Moloch’a bağlıydılar, demiştik.
8FWMq. HZ. İSA KİMDİR? İsrailoğullarına gönderilen ve Kur’ân-ı kerîm’de ismi bildirilen peygamberlerden. Peygamberler arasında en yüksekleri olan ve kendilerine Ülülazm denilen altı peygamberin beşincisidir. Annesi hazret-i Meryem’dir. Allahü teâlâ onu babasız yarattı. Kudüs’te doğdu. Otuz yaşında peygamber oldu. Kendisine İncil adlı kitap gönderildi. Otuz üç yaşında diri olarak göğe kaldırıldı. Kıyâmete yakın yeryüzüne tekrar inecektir. İsa aleyhisselamın annesi Meryem Hatun, Süleyman aleyhisselamın neslinden sâlihâ ve temiz bir hanımdı. Hazret-i Meryem, on beş yaşına geldiği zaman, Yusuf-i Neccâr isminde biriyle nişanlanmıştı. Fakat onunla evlenmeden Allahü teâlâ, hazret-i Meryem’e babasız olarak bir çocuk vereceğini müjdeledi. Hazret-i Meryem, Allahü teâlânın emri ve kudretiyle İsa aleyhisselama hâmile oldu. Bundan bir müddet sonra, normal olarak hâmilelik hâlleri görülmeye başlandı. Bu hâlleri gören İsrailoğulları, dedikodu yapmaya başladılar. Çeşit çeşit iftirâda bulunup akla gelmeyecek, ağıza alınmayacak şeyler söylediler. Bu dedikodulara tahammül edemeyen hazret-i Meryem, Kudüs’ün 10 km kadar güneyindeki sâkin bir kasaba olan Beyt-i Lahm’e çekildi. Her şeyin Allahü teâlânın takdîri ve dilemesiyle olduğunu düşünerek, insanların kendi hakkındaki sözlerine sabretti. İsa aleyhisselamın doğumu yaklaştığı sırada, bulunduğu yerin bahçesinde yürürken kurumuş bir hurma ağacının altına geldi. Doğum sancıları şiddetlendiğinden bu ağaca yaslandı. Yaslandığı kuru hurma ağacı yeşillendi. Mevsim kış olduğu hâlde meyve verdi. Ayağının altında küçük bir su kanalı akmaya başladı. Bu hâl, hazret-i Meryem’i tesellî etti. Bu sırada hazret-i İsa dünyâya geldi. İsa aleyhisselam doğduğu zaman, doğudaki ve batıdaki bütün putlar yıkılıp, yere döküldü. Şeytanlar bu duruma şaştılar. Nihâyet büyükleri olan İblîs, onlara İsa aleyhisselamın dünyâya geldiğini haber verdi. O doğunca gökte büyük bir yıldız göründü. Hazret-i İsa’nın doğduğunu öğrenen İsrailoğulları, Beyt-i Lahm’e geldiler. Hazret-i Meryem’in kucağında yeni doğmuş çocuğu görünce; “Ey Meryem! Bu nedir? Gerçekten çok çirkin bir iş yapmış olarak geldin. Sen pek genç, fakat kocası olmayan bir kız olduğun hâlde bu çocuğu nereden aldın? Bu ne acayib ve ne şaşılacak bir hâldir?” dediler. Hazret-i Meryem, bütün söylenilenleri sabırla dinledi. Hiç cevap vermedi. Ancak; “İşin hakîkatini size o haber versin. Siz onunla konuşun. Ondan sorup anlayın!” mânâsına kundakta bulunan hazret-i İsa’yı işâret etti. Onlar, kundaktaki çocuğun konuşamayacağını söyleyince, kundakta bulunan hazret-i İsa elini kaldırarak cevap verdi ve dedi ki “Ey câhiller! Benim yüksek şânıma taarruz etmeyiniz ve annemi ayıplamayınız. Muhakkak ki ben, Allahü teâlânın kuluyum. O, bana kitap verip, beni peygamber kılacaktır. Her nerede olsam beni mübârek kıldı ve hayatta olduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti. Beni anneme hürmetkâr kıldı... Doğduğum günde, öleceğim günde ve diri olarak kabrimden kaldırılacağım günde selâm benim üzerimedir.” dedi. Hazret-i İsa’nın kundakta konuşmasına hayret eden İsrailoğulları, dillerini yutmuş gibi oldular. Hiçbir şey söyleyemediler. Buna rağmen dedi-kodu yapmaktan, çeşit çeşit iftirâlarda bulunmaktan da geri durmadılar. Roma imparatorunun Şam vâlisi, babasız doğduğu için ikisini öldürmek istedi. Annesi onu alarak Mısır’a götürdü. Hazret-i İsa on iki yaşına gelinceye kadar Mısır’da kaldılar. Sonra tekrar Kudüs’e gelerek Nâsıra şehrine yerleştiler. Otuz yaşına girince, Hak teâlâ tarafından peygamber olduğu bildirildi. Peygamberlik emri bildirilince, hemen tebliğe başladı. İnsanların Allahü teâlâya inanmalarını ve O’nun emirlerini yapıp yasaklarından sakınmalarını ve isyânda bulunmamalarını istedi. İsrailoğulları bu dâveti kabul etmediler. İsa aleyhisselam inanmayanlara mucizeler gösterdi. İsa aleyhisselam var gücüyle gayret göstermesine rağmen, pek az kişi inandı. İsrailoğulları ona îmân etmedikleri gibi, dâvetine karşı çıktılar ve günden güne hırçınlaştılar. İsa aleyhisselamın yumuşaklığını görerek inanmadılar. Hattâ daha da ileri giderek hazret-i İsa’yı öldürmeye teşebbüs ettiler. Bunun üzerine hazret-i İsa, kendisine îmân edenler arasından seçtiği havârî adı verilen on iki kişiden Allahü teâlâya îmân ve ibâdet edeceklerine ve kendisine yardımcı olacaklarına dâir söz aldı. Yahudilerden bir topluluk İsa aleyhisselam ve annesi hazret-i Meryem’e dil uzattılar. İsa aleyhisselam bunu duyunca, onlar hakkında bedduada bulundu. Allahü teâlâ bu duayı kabul edip, hazret-i İsa’ya ve annesine dil uzatanları maymun ve domuza çevirdi. Bu durumu gören Yahudiler, hâdiseyi aralarında görüştüler. Hepsi hazret-i İsa’yı öldürmek üzere anlaştılar. Hazret-i İsa’yı aramaya başladılar. Roma İmparatoru’nun Kudüs Vâlisi Jones Pilot’u kandırıp, İsa aleyhisselamın Roma İmparatorluğu aleyhinde bulunduğuna ve Filistin’de yeni bir hükûmet kurmaya çalıştığına inandırdılar. Hazret-i İsa, son defâ olarak Havârîleri ile bir gece gizlice sohbet etti ve onlara “Horoz ötmeden yâni sabah olmadan sizin biriniz beni inkâr edecek ve pek az paraya satacaktır.” dedi. Hakîkaten Yahûda isimli Havârî, sabah olmadan Yahudilerden bir miktar para alıp, hazret-i İsa’nın yerini haber verdi. İsa aleyhisselamı yakalamak için Yahudilerle berâber eve girince, Allahü teâlâ Yehûdâ’yı İsa aleyhisselama benzetti. Yahudiler de onu İsa aleyhisselam, diye yakaladılar ve haça çarmıha gerip asarak öldürdüler. Allahü teâlâ, İsa aleyhisselamı göğe kaldırdı. İsa aleyhisselam bu sırada otuz üç yaşındaydı. İsa aleyhisselam göğe çıkarıldıktan kırk sene sonra, Romalılar Kudüs’e hücum etti. Yahudilerin çoğunu öldürüp, bir kısmını esir ettiler. Şehri yağmaladılar. Kitaplarını yaktılar. İsa aleyhisselama yaptıklarının cezâsı olarak, hakîr ve zelîl oldular. Hristiyanlar, İsa aleyhisselamın haça gerilip orada öldüğüne, fakat sonra dirilip göğe çıktığına inanırlar. Müslümanlar ise, İsâ aleyhisselamın haça gerilmediğine doğrudan doğruya göğe kaldırıldığına inanırlar. Bu husus Kur’ân-ı kerîm’de Nisâ sûresi 158. âyetinde meâlen şöyle bildirildi “Onu asmadılar, onu öldürmediler. Bilakis Allahü teâlâ onu katına yükseltti...” Ayrıca hadîs-i şerîflerde buyruldu ki “İsa aleyhisselam ölmemiştir. O kıyâmetten önce size dönecektir.”, “Ben Meryem oğlu İsa’nın aleyhisselam dünyâ ve âhirette en yakınıyım.”, “Benimle İsa aleyhisselam arasında başka bir peygamber yoktur.” Allahü teâlâ, İsa aleyhisselamı da 33 yaşında İdris aleyhisselam gibi göğe kaldırdı. İnsanları üç sene dîne dâvet etti. Vasiyeti üzerine Havârîleri etrafa dağıldılar. İseviliği insanlara anlatmaya başladılar. Bu hak dînin yayılması 80 sene sürdü. Sonra Hristiyanlar sapıklığa düştüler. İncil’i değiştirdiler. Nasıl ki Yahudiler hazret-i Meryem ve hazret-i İsa’ya iftirâ ettilerse, Hristiyanlar da onun hakkında üç yanlış inanışa saplandılar. Bir kısmı, “Meryem oğlu İsa Allah’tır.” dedi. Bâzıları, “Allah’ın oğludur.” dedi. Bir başka grup da;”Baba, oğul ve rûhül-kudüs’ten biridir” dedi. İsa aleyhisselam hiç evlenmemiş. Dünyâya kıymet vermemiştir. Kıyâmete yakın Şam’da Ümeyye Câmiinin minâresine inecek, evlenecek, çocukları olacaktır. Hazret-i Mehdî ile buluşacak, 40 sene yaşayıp, Medîne’de vefat edip, Peygamberimizin kabrinin bulunduğu hücre-i saâdete defnedilecektir. İslâm dîninin hükümlerine tâbi olacak, ictihâd edecektir. Avrupa kitaplarında Eflâtun’un mîlattan 347 sene önce öldüğü yazılıdır. İsa aleyhisselam gizli dünyâya gelip, dünyâda az kalıp göğe çıkarıldığından ve kendisini ancak on iki havârî bilip, İseviler az ve asırlarca gizli yaşadıklarından mîlât, yâni noel gecesi doğru anlaşılmamıştır. Mîlâdın, birinci kânunun Aralık yirmi beşinde veya ikinci kânunun Ocak altıncı veya başka gün olduğu sanıldığı gibi, bugünkü mîlâdî senenin beş sene az olduğu çeşitli dillerdeki kitaplarda yazılıdır. O halde mîlâdî sene doğru ve kat’î olmayıp, günü de senesi de şüpheli ve yanlıştır. İmâm-ı Rabbânî’nin kuddise sirruh ve Burhan-ı Kâtı’nın bildirdiklerine göre, Yunan filozofu Eflatun Platon İsa aleyhisselam zamanında yaşamıştır. Buna göre mîlâdî takvim 300 seneden fazla olarak noksandır ve İsa aleyhisselam ile Muhammed aleyhisselam arasındaki zaman bin seneden az değildir. İsa aleyhisselam peygamberliği îcâbı mucizeler gösterdi. HZ. İSA VE MUCİZELER 1. Beşikteyken konuştu. 2. Ölüleri diriltirdi. Bilhassa dört ölüyü dirilttiği meşhurdur. Bunlar Sam bin Nûh, Şeddad bin Âd, Mâsân bin Mâlân ve Benî İsrail’den bir çocuktur. 3. Anadan doğma kör olanları sağlamlar gibi gördürür, bir cilt hastalığı olan baras illetini iyi ederdi. Eliyle hastaya dokunduğunda iyi olurdu. Eliyle mesh etmek sûretiyle hastaları tedâvi ettiği için kendisine İsa-i Mesih dendi. Mâide sûresi 110 4. Âl-i İmrân sûresi 49. âyetinde bildirildiği gibi kavminin yedikleri veya yemek üzere sakladıkları şeyleri haber verdi. 5. Mâide sûresi 110. âyetinde bildirildiği gibi çamurdan kuş yapıp üzerine üfleyince, Allahü teâlânın izniyle canlanıp kuş olurdu. 6. Mâide sûresi 114. âyetinde bildirildiği üzere Havârîler, içinde yiyecek bulunan bir sofranın indirilmesini teklif ettiler. Hazret-i İsa ellerini kaldırıp dua edince, ekmeği ve eti bulunan bir sofra indi. 7. İsa aleyhisselam uykudayken yanında her konuşulanı ve yapılanı bilirdi. 8. Ne zaman istese ellerini göğe kaldırıp dua edince o anda yemek ve meyveler önüne gelirdi. 9. İsa aleyhisselam Yahudilerden Benî İsrail uzak olduğu hâlde sözlerini ve gizli sırlarını bilirdi. İSA DİNİ; İSEVİLİK Musa aleyhisselamın dîni, İsa aleyhisselam zamânına kadar devâm etti. Fakat, İsa aleyhisselam gelince, bunun dîni olan İsevilik Musa aleyhisselamın dînini nesh etti, yâni Tevrat’ın hükmü kalmadı. Bundan sonra, Musa aleyhisselamın dînine uymak câiz olmayıp, tâ Muhammed aleyhisselamın dîni gelinceye kadar, İsa aleyhisselamın dînine uymak lâzım oldu. Fakat, İsrailoğullarının çoğu, İsa aleyhisselama îmân etmeyip, Tevrat’a uymak için inâd etti. İşte Yahudilik ile İsevilik böylece ayrıldı. Yahudilerin ileri gelenlerinden ve İsevilerin en büyük düşmanlarından olan Paul, İseviliği kabul ettiğini, İsa aleyhisselamın kendisini, Yahudi olmayan milletleri İsevilere dâvet için şâkirt talebe tâyin ettiği yalanını uydurdu. İsmini Pavlos Bolüs olarak değiştirdi. Çok iyi bir İsevi görünerek, İsa aleyhisselamın dînini bozdu. Tevhidi tek Allah inancını, teslise üç tanrı inancına= Baba-oğul-kutsal rûh; İseviliği Hristiyanlığa çevirdi. İncil’i değiştirdi. İsa, Allah’ın oğludur, dedi... Hz. İsa hikmetli sözleri; “Dünyâ sevgisi bütün kötülüklerin başıdır. Gözde bakışı, kalpte şehveti büyütür. İnsanı açgözlü doymaz eder. Yemin ederim ki, şehvet nefsin isteklerine uymak, sâhibine uzun süren sıkıntı bırakır. Dünyâdan geçmeye bakın. Tâmiri ile uğraşmayın.” “Dünyâyı isteyen deniz suyu içene benzer. Ne kadar içerse, harâreti o kadar artar ve nihâyet ölür.” “Günâhlarını hatırladığı zaman ağlayana, dilini koruyana ve başını sokacak kadar evi olana müjdeler olsun.” “Allah katında en sevgili şey, sâlih kalplerdir. Allahü teâlâ onların hürmetine dünyâyı yaşatır. Onlar bozulunca yeryüzünü harâb eder.” “Ağaçlar çoktur, ama hepsi meyve vermez. Meyveler çoktur ama, hepsi tatlı değildir. İlimler çoktur ama hepsi faydalı olmaz.” “Sağırı, dilsizi tedâvi ettim, ölüyü dirilttim. Fakat cehl-i mürekkebin câhilliği ilim ve olgunluk sanmak ilâcını bulamadım. Çünkü böyle kimse câhilliğini ilim ve kemâl sanmaktadır. Kur’ân-ı kerîm’in Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, Tevbe, Meryem, Mü’minûn, Zuhruf, Hadîd, Sâf sûrelerinde İsa aleyhisselamla ilgili haberler verilmiştir. Bu yazı, hz isa kimdir,isa aleyhisselam kimdir, hz isanın hayatı, hz isanın doğumu, hz meryem kimdir, hz isanın mucizeleri, isevilik, hıristiyanlık nedir, mesih kimdir, barnabas incili, incil, ile ilgilidir.
Dinim İslam, İslamiyet,İslami Bilgiler > İlahiler, İlahi Sözleri, Seçme İlahiler, En Güzel İlahiler ESMAÜL HÜSNA İLAHİSİ SÖZLERİ HUVALLAHULLEZİ HU ALLAHÜLLEZİ LA İLAHE İLLA HU İLAHİSİNİN SÖZLERİ, İLAHİLER, İLAHİ SÖZLERİ SÖZLÜ + VİDEOLU, DİNLE Allah Allah Allah Allah Allah Allah Ya Allah Hu Allahüllezi la ilahe illa hu er-Rahman Ya Allah er-Rahim Ya Allah el-Melik Ya Allah el-Kuddus Ya Allah es-Selam Ya Allah el-Mü"min Ya Allah el-Müheymin Ya Allah el-Aziz Ya Allah el-Cebbar Ya Allah el-Mütekebbir Ya Allah el-Halık Ya Allah el-Bari" Ya Allah Allah Allah Allah Allah er-Rahman Ya Allah er-Rahim Ya Allah el-Melik Ya Allah el-Kuddus Ya Allah es-Selam Ya Allah el-Mü"min Ya Allah el-Müheymin Ya Allah el-Aziz Ya Allah el-Cebbar Ya Allah el-Mütekebbir Ya Allah el-Halık Ya Allah el-Bari" Ya Allah Allah Allah Allah Allah el-Musavvir ül-Gaffarül-Kahharül-Vehhabür-Rezzak el-Fettahül-Alimül-Kabıdül-Basıtül-Hafıdür-Rafi el-Muizül-Müzillüs-Semi"ul-Basir el-Hakemül-Adlül-Latifül-Habirül-Halim el-Azim Ya Allah el Gafur Ya Allah eş-Şekur Ya Allah el-Aliyy Ya Allah el-Kebir Ya Allah el-Hafiz Ya Allah el-Mukit Ya Allah Allah Allah Allah Allah el-Azim Ya Allah el Gafur Ya Allah eş-Şekur Ya Allah el-Aliyy Ya Allah el-Kebir Ya Allah el-Hafiz Ya Allah el-Mukit Ya Allah Allah Allah Allah Allah el-Hasibül-Celilül-Kerimür-Rakibül-Mücib el-Vasi"ul-Hakimül-Vedud el-Mecidül-Baisüş-Şehid el-Hakkul-Vekilül-Kaviyyül-Metinül-Veliyyül-Hamid el-Muhsil-Mübdi el-Muidül-Muhyi el-Mümitül-Hayy el Hayyül-Kayyum el Hayyül-Kayyum el Hayyül-Kayyum el-Vacid Ya Allah el-Macid Ya Allah el-Vahid Ya Allah es-Samed Ya Allah el-Kadir Ya Allah el-Muktedir Ya Allah el-Mukaddim Ya Allah el-Muahhirül-Evvelül-Ahirüz-Zahir el-Mütealiül-Berrut-Tevvabül-Müntakimül-Afüvvül-Batın el-Vali er-Rauf Malikü"l-Mülk Zü"l-Celali ve"l-İkram el-Muksitül-Cami"ul-Ganiyyül-Muğni el-Mani" Ya Allah ed-Darr Ya Allah en-Nafi" Ya Allah en-Nur Ya Allah el-Hadi Ya Allah el-Bedi"u Ya Allah el-Baki Ya Allah el-Varis Ya Allah er-Reşid Ya Allah es-Sabur celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh celle celaluh “İLAHİLER, İLAHİ SÖZLERİ, SEÇME İLAHİLER, EN GÜZEL İLAHİLER
1-Giriş Değerli okurlar, epeydir yazmadım, uzak kaldık bir süre. Bu arayı yine gözlem yaparak, düşünerek, dile getirilmemiş gerçeklere ulaşarak değerlendirdiğimi umarım. Sizlerle bu çalışmada yine oradan oraya savrulacağız, yorum biliminin düşünüşüyle bütünü kavramaya çalışacağız. Bakalım İbrahim’i dinler denen nağılların masal bu çok ünlü Musa’nın asası neymiş gerçekte? Konumuz bu olacak. Sümer ve çivi yazısı konularını pek araştırmadım. Türklük bilimi çalışmalarına başladığımda yönümü Orhun abecesinden başlayıp tamgalarımızı, tamga yazaç ilişkisini; dilin yapısını, kökenini incelemek olarak belirlemiştim. Dile getirilmemiş olanları ya da bilinemeyenleri gizemleri bilinir kılmak asıl amacım. Çalışılmış konuları pek ele almamaya çalışıyorum. Bu çalışma, izlediğim bir kısa videodan başlayarak gördüklerimin bildiklerimin yorumudur. Bu gerçeği 4 dört yıldır biliyordum. Ama konunun yeterince olgunlaşmasını, doğru zamanı bekledim. Umarım ilginizi çekecek, sizleri sıkmayacak bir çalışma olur. Elimden geldiğince kolay anlaşılır yazmaya çalıştığımı özellikle belirtmek istiyorum. Buna karşın anlaşılmada güçlük çekiliyorsa bunun nedeni, kabaca 3000 üç bin yıllık dinlerin etkisiyle oluşan önyargılar ve körlüktür. İlgili sözcükler Dil, tamga, kavram yazı ideogram, resim yazısı hiyeroglif, Tañrı, Dingir, din, ad değiştirme mecazı Mürsel ya da yeni kavramlar türetme -Dil *TDK Sözlük, İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan, zeban "Dilinden Anadolulu olduğu ancak belli oluyordu." - Sait Faik Abasıyanık -Yazarın tanımı “Dil, ilk dili olacak düzeyde evrimleşmiş atalarımızdan başlayarak birey olarak kavrayabildiğimiz olup biten her şeyin; zaman, ortam uzay-oylum, yön ve devinim hareket ana değişkenleri kullanılarak benzetme aşamasını geçecek şekilde şekiller ve sesler ile oluşturulan izdüşümüdür!” Not Çalışmalarımda bu tanımımı kullanıyorum. Çünkü bildiğim kadarıyla dilin kendisini ya da yapısını anlamaya yönelik ve yeterli tek dil tanımı kanımca budur. -Tamga damga -TDK Sözlük “ Bir şeyin üzerine bir nişan, bir işaret basmaya yarayan araç. 2. isim Bu araçla basılan nişan, işaret. 3. isim, mecaz Bir kimsenin adını kötüye çıkaran, yüz kızartıcı durum "Orada da haksız damgalar altında kalırsan ne olacak?" - Aka Gündüz 4. isim Bir şeyin kime, hangi çağa ait olduğunu gösteren belirgin iz, işaret, nitelik” -Yazarın görüşü Tamga gerçekte nedir? Tamga damgaTabanımızla ilgilidir, atalarımızın kavrayışından oluşmuş ve anlam taşıyan abeceler öncesi her cins çizgi ve işaretler! Bu tanım benimdir. Kusursuz dilimiz Türkçe tamgalarla kazındı kayalara. Tamgalarımızla yazı kazındı; yazıt’ diyoruz bunlara. Yazılı kanıtlardır. Latin ! denen abecenin kökeni Türk tamgalarıdır. Yazaçların harf öncülleridir tamgalar! “Tamgalar abeceler öncesinde dil ögesidir, tamgalarla önce kayalara ardından kâğıt ve diğer yüzeylere yazı yazılmış! *Tamgalarımızın kökeni, anlamı, yorumu konusunda Türklük bilimcilerin araştırması yok sayılabilir. Ancak Türkçenin yapısı, dilin kökeni ancak bu aşamaların bilinir olmasından sonra anlaşılabilir. Çünkü tamgalarımızda bu ayrıntıları görebiliyoruz; üstelik başta çift sesliler olmak üzere tamgalarımız kavram yazı ideogram olarak değerlendirilebilmekte. NG çift sesli tamgamızdaki N’ in gök, G’ in güneş olması gibi. NT’ de T toprak, taban; NY’ de Y ise yer. . -Kavram yazı ideogram TDK sözlük Sözleri veya düşünceleri sesleri gösteren harflerle değil çeşitli işaret veya simgelerle ifade eden yazı Çince, ideogramlardan oluşan bir yazı sistemine sahiptir. *Dilin ögesi olan kavram yazı örneklerinden bazıları bileşik tamgadır aynı zamanda görüşüme göre. Orhun abecesindeki NG gibi. * X’ şekli Orhun abecesinde D’ tamgasıdır, durmak, durağanlık, değişmezlik anlamındadır ve görüşüme göre kavram yazıdır. Kavram yazı, tamga kavramları arasındaki ayrımlar pek belirli değildir. Asıl kavram yazı örneği kanımca Tañrı ideogramı, aT tamgamız, “Oz, Swastika, Gamalı haç” denen zırvalar ve benzerleridir! Bakınız, -Resim yazı Almanca bildzeichen, hiyeroglif TDK sözlük hiyeroglif İng. hiéroglyphes Mısırlıların kullandıkları bir resimyazı çeşidi. Ayrıca, bk. resimyazı. Bu yazı türünün Mısır, Girit, Anadolu, Kazakistan, Kırgızistan, Hakasya’da örnekleri var. Kanımca en önemlileri Göbekli tepede olanlar. Grekçede kutsal yazı olarak anılması anlamının bilinemiyor olmasındandır. -Tañrı TDK sözlük Çok tanrıcılıkta var olduğuna inanılan insanüstü varlıklardan her biri, ilah. Bunu görmem ilginçti! Kökten yanlış bilgi ! *Yazarın görüşü Sözcüğün kökeni konusunda kanımca günümüze kadar bilgi gerçeği yansıtan ortaya konulamamış. Bu çalışmamda dile getirdiklerimin doğru olduğu kanısındayım. Yakıştırma, yanlı ve mantıksız sözler dışında değerli bir öneri bulamadım ne yazık ki! Bu noktanın iyi kavranması zorunlu. Çünkü çalışmada işleyeceklerimle; yüce, ulu, saygın kişi anlamlı Hz. Musa’nın kutsal ! asası ile doğrudan bağlantılı. Bakınız, -Dingir TDK sözlükte bilgi yok! Dingir, "tanrı" anlamına gelen Sümerce bir kelimedir. Dingir’in çivi yazısı işareti en çok dini isimler ve ilgili kavramlar için belirleyici olarak kullanılır ve bu durumlarda telaffuz edilmez ve İnanna örneğinde olduğu gibi geleneksel olarak "D" üst simge olarak çevrilir. Vikipedi *Yazarın görüşü Sözcükteki NG Orhun tamgamız olarak değerlendirilmeli! D’ yi, ince R’i de çalışmalarımda açıkladım. D dimek, İ ilgi belirten ünlü, N gök, G güneş, İ ilgi, ince R ise; yerin kendi çevresiyle ilgili olarak güneşi algılama biçimidir. Bakınız, İnce R dönme ve yinelenme tekrar anlamını taşır sözcüklere. Buna göre sözcük gökten inen din’ ve güneşle ilgili gir’ seslemlerinden oluşan yaratıcı’ demektir. Görüşüme göre Dingir dinleri yumurtlamaya hazırlanan tavuğa benzetilebilir. Ya da özetlemek gerekirse; DİN GİR > DİN. Gir seslemi yok! “Din” günlük yaşamda göklerden inen ilahi emirler bütünü olarak bilinmektedir. Dingir, Tañrı anlamında değildr! Dingir dinleri yumurtlayacak ya da yumurtlatılacak tavuk gibidir. Dinleri yaratıcısı olan özel ilahlar Allah, Rab. . ile Tañrı sözcüğü eş anlamlı değildir. Aynı anlamda kullanım yanlıştır! Günlük yaşamda din’ sözcüğü gökten indirildiği öne sürülen ilahi emirler bütünü olarak bilinmektedir. Kuranda 94 kez geçen sözcüğün kökeni bilinmemektedir; açık değildir! -Dîn Arapça, dīn 1. isim, din bilgisi Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet "Her dinin mabetleri bütün müminlere açıktır." - Hüseyin Cahit Yalçın 2. isim, din bilgisi Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen "Yazık ki bu sanat ve din bahsinde bana arkadaşlık edecek kültürde değil." - Refik Halit Karay 3. isim, mecaz İnanılıp çok bağlanılan düşünce, inanç veya ülkü, kült. I-GENEL OLARAK DİN A Etimoloji ve Tarifler. Dil âlimleri, din kelimesinin Arapça deyn kökünden mastar veya isim olduğunu kabul ederler. Cevherî, dinin “âdet, durum, ceza, mükâfat, itaat” şeklinde başlıca üç anlamını verir ve terim olarak dinin bu son anlamdan geldiğini belirtir. eṣ-Ṣıḥâḥ, dyn’ md.. Râgıb el-İsfahânî, sadece “itaat” ve “ceza” karşılık anlamlarını kaydetmiştir el-Müfredât, “dyn” md.. İbn Manzûr bunlara hesap’ ve İslâm’ı da eklemiş, ayrıca deyn’ in mastar, din’in isim olduğu yolundaki bir görüşü aktarmıştır. Lisânü’l-ʿArab, “dyn” md.. Zebîdî, âyet ve hadisler yanında Arap şiirinden aldığı çeşitli örneklere dayanarak din kelimesinin yirminin üzerinde anlamını ve terim olarak iki ayrı mânasını zikreder Tâcü’l-ʿarûs, “dyn” md.. Mütercim Âsım Efendiyse dinin otuzu aşkın anlamından söz etmiştir. Bunlardan dinin terim anlamını yakından ilgilendirenler şunlardır Ceza ve karşılık, İslâm, örf ve âdet, zül ve inkıyad, hesap, hâkimiyet ve galibiyet, saltanat ve mülkiyet, hüküm ve ferman, makbul ibadet, millet, şeriat, itaat Kāmus Tercümesi, dyn’ md.. II-DEYN الدين Kişinin zimmetinde sabit olan borç anlamında fıkıh terimi. “Bilim adamları, Kur’an’da din kelimesinin semantik ve etimolojik manasını anlamaya yönelik yoğun çaba sarf etmişlerdir. Değişik zamanlarda onlar, bu terimin bir kısım kullanımlarında İbranice, Habeş’çe, Ermenice veya İran dilinden Farsça ödünç alınmış bir kelime olduğu varsayımında bulunmuşlardır. Bu terimi hüküm veya ceza, âdet veya usul ve nihayet din olarak anlamak alışılagelmiş mutad hale gelmiştir”. Bu bilgilere göre “Günlük yaşamda din’ sözcüğü gökten indirildiği öne sürülen ilahi emirler bütünü olarak bilinmektedir. Kuranda 94 kez geçen sözcüğün kökeni etimoloji bilinmemektedir; açık değildir!” özetlenebilir görüşüme göre. Din sözcüğü için bile açık bir açıklama verilememiş; Habeş’çe, İbranice, Ermenice, Farsça dan ödünç alındığı öne sürülebilmişse bir güçlü öneri de ben öne süreceğim! Bu sözcüğü yeri gelmişken açalım mı değerli okurlar? Çünkü “felsefe dilin yanlış anlaşılmasının yan ürünüdür” der değerli dil düşün bilimcisi Ludwig Wittgenstein. Ben de anlamın nasıl oluştuğunu göstererek ya da dili doğru çözümleyerek yanlış anlaşılmayı ortaya koyacağım; amacım bu özetle. Vereceğim açıklamalar çalışmamızın ilerideki aşamalarıyla doğrudan bağlantılı; konunun bütünlüğe kavuşması için anlaşılması gerekiyor; dahası zorunlu! *Orhun yazıtlarını çözümlerken düşünme yönü önce sağdan sola, ardından yukarıdan aşağıyadır. Mavi yayı bu düşünüşle yorumlarsak yeryüzünde yaşayan kişioğlunun üzerini örten oylumu ya da göğü kavrarız değil mi? Dilcilerin nedenini bilmeden dile getirdikleri; “sözcüklerdeki N sesi genişlemeyi temsil ediyor” sözlerinin nedeni budur. *Aynı düşünüşle değerlendiriyoruz. Sağdan sola gittiğimizde sola yukarı kısa yeşil çizgiyi görürüz. Ardından aynı çizginin yukarıdan aşağı indiğini görüyoruz değil mi? Türkçe kusursuz matematik dilidir. Ö > Ü > İ ünlü değişimi ya da daralmasıyla birlikte anlamlar da değişiyor. Daralıyor; genişten dara, bütünden ayrıntıya anlamlar öne çıkmaya başlıyor. Ö gözlerimizle ilgi tamgamızdı. Çalışmalarımda açıkladım. Güneşi görmekle ilgilidir. Ü düşünmekle ilgili. İ’ ilgi duymakla, bilmekle, inanmakla ! ilgili. Yukarı doğru ilgiyle bakıp bilmeye çalıştığımız ne olabilir ki? Lütfen bu sözlerimi unutmamaya çalışalım! * X’ ile gösterilen ve D’ yazaç olarak seslendirdiğimiz tamgamız durmak, direnç, anlayışsızlık dogma anlamı verir sözcüklere. Bakınız, Not Din sözcüğü Orhun abecemizdeki ND çift seslimizle ilgilidir, görüşüm bu yönde! Sözcüğün yorum bilim hermeneutik incelenmesi bu gerçeği göstermektedir. N gök, D dünya, yer, daban. D ayrıca damga sözcüğüyle ilgili olarak anlam taşır, dimek anlamını taşır! D durağanlık anlamı katar sözcüklere. Bakınız, - Ad değiştirme mecazı Mürsel ya da yeni kavramlar türetme Mecaz-ı Mürsel Ad Aktarması - Edebiyat Öğretmeni › mecaz-i-Mürsel-ad-a... Benzetme amacı olmaksızın bir sözün, başka bir sözün yerine kullanılmasına mecaz-ı mürsel denir. Mecaz-ı mürsele düz değişmece de denmektedir. Bu söz sanatında iki sözcük arasında parça-bütün, genel-özel, iç-dış, yazar-eser ya da başka bir çağrışım ilişkisi bulunur. 1-b Söylence bilim açısından Hz. Musa, asa Musa’nın Asası ve kökeni Prof. Dr. Gönül Tekin . . Asa Meryem’e geçiyor. Elinde asa tutuyor. O asa aslında ağaçtan gelen daldır. Aslında bu köken en eski metinlerde Sümerlere gidiyor. Asa ağaçtan alınan güçtür. Tanrı sadece ağaç olarak gücünü göstermiyor. Ağaçtan alınan dalda Tañrı kadar güçlüdür. Hükümdarların elindeki asa, o dallardan alınan asadır. bu arada soruluyor Musa’nın asası buradan mı geliyor? Evet, bu dal Musa’nın asası oluyor. Asa aslında gökyüzündedir. Verilmeden önce gökyüzündedir. Sonra yere iner. Musa eline aldığında her daim yeşildir, gittiği yerlerde yeşil olur. O sıradan alelade bir asa değil büyük Tanrı Tanrıça Tammuz’un Temmuz dallarından gelmiştir. Bu giderek öyle bir şey olur ki, sadece ağaç değil ağaca bakanları da koruyan hükümdarda Tanrıyı temsil ediyor. Yine Gönül Tekin in başka sözleri de var. Dileyen hepsini araştırabilir. Çok azını vermekle yetineceğim. Öz aynı çünkü. https//youtube/zQ7MAHcS5VE İSA BİR GÜNEŞ TANRISIDIR! “İsa güneşin oğludur. İsa kiliseyle evli. Kiliseye çok bağlı. Kilise kutsal gelindir. Süryani söylencelerinde söylenen her şey Temmuz için denenlerle aynı. Güneşin dördüncü katına yükselmesi. İsa güneş tasavvurlarındaki esinti. Sümerler doğadan soyutlayarak Tammuz’u, İnanna’yı oluştururlar. İkisinin kutsal evliliği.. Öykü uzar. ..Sümer baş Tanrısı Marduk 50 güç toplar. Yahudiler bu aşamada devreye girer deha imiş ! ve buradan tek Tanrıya yani Rab’ a geçerler. Tevrat ve Kur’an’ı Antik Mısır Düşüncesi Işığında Okuma Hz. Musa’nın Yılana Dönüşen Asası Bu çalışmada asanın yılana dönüşmesi, Musanın asasının Firavunun büyücülerinin yılanlarını yutması, dinlerle bağlantıları açıklanmaktadır. Asa daha çok Mısırla ilgili görünmektedir. 1-c İlgili görseller *Bu çalışmada kaya üzerine kazınan çizim ve Göbekli tepede oyularak yapılmış görüntü “Kün ve Ay” değildir. Bu Türklük bilmeyicilerin körlüğü ya da ölümcül yanlışıdır. Düşün bilim ya da dil açısından değerlendirilmesi gereken dört şey’ ya da olgu var kavranacak! Kün ve Ay diyenler diğer ikisini yok saymışlar. Uzatmadan yeniden yazıyorum 1-Aşağıdan yukarı yarım çember yerdir. 2-Üzerindeki büyük çember ya da yuvarlak kabartı güneştir. 3- Ortadaki nokta ya da oyuk ise aydır. 4-Bunların üçünün içinde bulunduğu oylum ya da gök! *Bu görselde ilkinden eksik olan aydır. Yukarıdan aşağı yazıyorum. 1-Güneş en üstte sarı dik çizgi 2-Yer yatay kahve çizgi 3-Mavi çember göktür. Başak deyişle mavi çemberin içi yer, tepede güneş; yerle güneş arasında gök! NG çift sesli tamgasında sola yükselen çizgi güneştir, mavi dik gök, sola yükselen sarı çizgiyle mavinin birleştiği noktada yer var. 4 video Çalışmaları okuyanlar bütün yanıtları alacaklardır umarım. Özet olarak resimlerin yoğun olduğu dikmelerdeki canlıların tamamı gök ve güneşle ilgilidir. İkisi zaten Tañrı sözcüğü ve bilgimizle ilgilidir. Güneşten gelen ışıklar V’ gibi çizilmiş ve kalın R’dir. Yerin dönmesiyle ise ince R oluşur. Yer, gök, güneş ve yerin dönmesiyle Tañrı sözcüğü oluşuyor. Sözcüğün kökeni, anlamı, yorumu budur. Akbabanın kanatlarının üstünde güneş var, sıcak hava akımlarını kullanarak uçan kuştur; güneşle ilgilidir. Turna Türklerin simge canlısıdır, yeryüzünü dolaşırcasına göklerde yaşayan kuştur. Göğü simgelemektedir. Türk boylarının ya da ırk adımız Turan >Turna ilişkisi nedeniyle simge canlılarımızdandır.ongun T’ biçimli dikmeler için bütün yazanlar-söyleyenlerin sözbirliği eder gibi dillendirdikleri, “insan kafası, insanın betimlenmesi olabilir” gibi anlatımlar mantık yoksunudur. Dikmenin üstü güneş, aşağı inen dik gök, alttaki yatay çizgi ise yerdir! Gerisi öykü! Musa’nın asasının ardındakileri anlamak için bunlar bilinmeli. Musa ve asası için denenler gerçeklikten uzaklaşma, kopuş ve öyküdür! *Bu görsel 4 000 dört bin yıllık Oğuz Kağan mührü damgası denen kavram yazı ideogram. Ortası yer, içten dışa ince R tamgamız, dıştan içe kalın R. Bu bilgi doğrudan Musa’nın asası ile ilgili. Atamız Oğuz Kağanın bu mührü güneşten aldığı kutu dahası güç ve yaşam erkesi anlamını taşımaktadır. Oğuz Kağan kişi değil bilgi ya da mit ögesidir! GÖBEKLİTEEP TAPINAKLARI TÜRKLERİN ERKEN KÜLTÜRÜNE Mİ AİT? Özgür Barış Etli, sayfa 1 Değerli okurlar bu görselde H’ yi atlayacağım. Çok ayrıntılı ve uzun, Göbekli tepeyle ilgi bir kitapta açıklanmalı. Sağdakini öz olarak vermekle yetineceğim. 1- Bu görselin sağında yarım çember yer, üstündeki dik çizgi güneştir. 2- V’ nin sağı güneşten yere gelen ışıkları ok, solu uzaklaşan ışıkları simgeler. V’ den aşağıya inen çizgi yönü simgeliyor. Yere doğru! anlatımlarını anımsayalım! 3- Yılan gibi şekil ısınan göğü ve sıcak havanın yükselmesini simgelemektedir! Göbekli tepedeki akbabanın kanatlarının üstündeki güneştir yine. Sıcak hava akımlarını kullanarak yükselir ve neredeyse kanat çırpmadan uçar akbabalar. “Türklük bilgisi ya da kavrayışı bir bütündür. Eğer görüşlerim gerçeği yansıtıyorsa başlangıcından günümüze bu tutarlı çizgiyi görebilmeliyiz.” Solda kuş biçimli göğü simgeler, aN eski Türkçede mamut kemiği Ukrayna müzesindedir. Kuman coğrafyasıdır bölge. 20 000 yirmi bin yıllıktır. Üzerindeki kavram yazı ideogram güneşin ışıklarını simgeler; güneşle ilgilidir ve kalın R tamgamızın öncülüdür. Yanındaki toprak kap üzerindeki kavram yazı ise yerin kendi ekseni çevresinde dönmesiyle ilgilidir; ince R i yer’i simgeler. Solda yönü yukarı dönük elimizle ilgili Orhun abecemizdeki tamgamız var. V’ baş ve işaret parmaklarımızın arasıdır. Açıklıktır! Dik ise önkol kemiğimiz. V’ bölümü için ve teki denenleri anımsayalım. Çünkü el hem etmek eylemiyle ilgilidir; hem de dilde anlatım aracıdır. Ortadaki yeni Türk abecesindeki Latin değil Ç’ sesini veren Orhun abecesindeki tamgamız. Yön sağdaki şeklin aşağı olanıdır ve elimizi bir nesneye vurduğumuzda çıkan sesle ıç ilgilidir. Bu kez birbiriyle aynı iki elimizi birbirine çarptığımızda Ş’ sesini duyarız! Yatay çizgi çarpışma yüzeyidir. Ellerimiz aynı olduğundan tek görünür. Bu görselleri belleğimizde saklayıp yeri geldiğinde anımsayıp çağrıştırabiliriz umarım. Ateş yakarken de süreç aynıdır. Yakacağımız nesne ısınır, ardından tutuşur ve yanarken ışık verir. İlginç biçimde güneşte ısı ve ışık kaynağıdır. İki hidrojen atomu çarpışıp birleşir helyuma dönüşür ve ısı ve ışık enerjisi açığa çıkar. Yeryüzünü de ışıma yoluyla Radyasyon ısıtır; yaşam verir! RA Güneş Tanrısı’ Şimdiye dek denenlerden ayrı, kısa bir yorum yapacağım. Bu aşamaya kadar açıkladığım görüşlerime dayanacağım. Çerçeve Profesör Gönül Tekin’in dedikleriyle sınırlı olacak. Güneş, hayat ağacı, asa özetle. Ama bu üçü olan bitenin ardındakileri açıklar zaten. Gerisi Sümer, Mısır ya da İbrani kaynaklı öyküdür. İlk asayla karşılaşıyoruz değil mi? Asanın üstü tutacağı güneşle sınırlı, aşağı inen dik gök, altta sanki yerde açılmış ağacın kökleri! Elinde ise görüşüme göre yaşamı simgeleyen anahtar. Asa özetle tanrı oluyor ve yaşamın anahtarı; başlangıcı aynı zamanda. Anahtarı yine güneş ve aşağı inen bölümü gök olarak düşünürsek yaşamın kaynağı yine güneş olacak anlamı çıkar. Firavunun ya da Tanrı Ra’nın kuş biçimli başının üstünde yer var. Yer güneşten gelen ışınımla ısınınca yılan devinime başlıyor. Devinim yaşamın göstergesidir. Canlıların yaşadığını devinimden ya da ağaçlarda olduğu gibi büyümelerinden gözleriz. Yılanın devinimle ilgisi budur, ısınmasıyla ilgilidir. Göbekli tepeyle ilgili üç’ te bu noktaya kısaca değinmiştik. Çünkü bilgi gerçek aslında tektir ve sürekliliği izlenebilmeli, neden sonuç ilişkisi ve tutarlılık görülmelidir. Ra’ nın başındaki kuş göğü simgeler. Gövdenin üst bölümünün gök renkli olması bu nedenledir kanımca. Güneşin ışıkları el biçiminde çizilmiş ve uçta görüşüme göre Tañrıyı ve yaşamı simgeleyen şeklin Firavuna ya da Ra’ ya verildiğini görüyoruz. Yuvarlak bölüm yer; yaşam yerde anlamında! Bu kez Ra ya da Firavun nesneyi eliyle tutuyor ama yön değişmiş; yuvarlak bölüm yer, diğer ikisi gök ve güneş kanımca. Bakınız, ve anlatımları. Yine aynı elde yaşamı simgeleyen; döngüyü simgeleyen soyut nesne var. Sağdan sola önce yükseliyor ardından aşağı kıvrılıp sonlanıyor. Kayığın üstündeki küreğin yönü sola. Bunun anlamı yaşam ve zaman geçmişten geleceğe akar ya da kayar kayık gibi! -Ra nın altında su var. Ve kayık. Yerin bir adı yer su’ dur ayrıca. Yaşamı simgeler kayık; akıp giden yaşamı, zamanı. Ayağının altındaki kahverengi bölümle başının üstündeki yuvarlak yine yerdir. Onu altta, tabanda düşünmeliyiz. Not Ağaç ya da yaşam ağacı, asa ilişkisini sonuç bölümünde az daha açacağım. Sağ üstte Tanrı Horus denen çizim uzağı ve keskin görüşü bilmek, derin görü simgeleyen Şahin. Resim yazının ardındakileri gören-bilen göz. Bu çalışmada Horus’un gözüyle gördüklerini çözümlemeye çalıştım. Ama bu kez derin Türklük bilgimize dayanarak. Hem din denen öğretilerin kitaplarında, hem de diğer denenler yok sayıldı, çerçeve sınırlandırılmadı. 2- Çözüm 2-1 Musa’nın asası konusunda 1-b de denenlerin kısa özeti -En eski Sümer metinlerinde geçen asa ağaçtan gelen dal olup Tanrı ağaç olarak gücünü gösteriyor. Ağaçtan alınan dalda Tanrı kadar güçlü olup hükümdarların ve Musa’nın eline veriliyor sonunda. Bu ağaçtan alınan dal Musa’nın asası oluyor -Asa Musa’ya verilmeden önce gökyüzündedir, yere iner ve Musa eline aldığında sürekli yeşil olup gittiği yerlerde yeşil olur. -Asa sıradan değildir, büyük Tanrı Tanrıça Temmuzun dallarından gelmektedir. -Bu giderek öyle bir şey olur ki, sadece ağaç değil ağaca bakanları da koruyan, hükümdarda Tanrıyı temsil ediyor. Yine Gönül Tekin in başka sözleri de var. Dileyen hepsini araştırabilir. Ben çok azını vermekle yetineceğim. Öz aynı çünkü. https//youtube/zQ7MAHcS5VE İSA BİR GÜNEŞ TANRISIDIR! “İsa güneşin oğludur. İsa kiliseyle evli. Kiliseye çok bağlı. Kilise kutsal gelindir. Süryani söylencelerinde söylenen her şey Temmuz için denenlerle aynı. Güneşin dördüncü katına yükselmesi. İsa güneş tasavvurlarındaki esinti. Sümerler doğadan soyutlayarak Tammuz’u, İnanna’yı oluştururlar. İkisinin kutsal evliliği. . Öykü uzar. . Sümer baş Tanrısı Marduk 50 güç toplar. Yahudiler bu aşamada devreye girer deha imiş ! ve buradan tek Tanrıya yani Rab’ a geçerler. Tevrat ve Kur’an’ı Antik Mısır Düşüncesi Işığında Okuma Hz. Musa’nın Yılana Dönüşen Asası Bu çalışmada asanın yılana dönüşmesi, Musa’nın asasının Firavunun büyücülerinin yılanlarını yutması, dinlerle bağlantıları açıklanmaktadır. Asa daha çok Mısırla ilgili görünmektedir. 2-2. Musa’nı asası için denenlerin yorumu Tañrı sözcüğü, Türkçe, Türklere özgü inanç ya da bilginin adıdır. Çalışmada aktarılan söylencelerden sonra dinlere dönüşecek ve Rab adını alacak “yaratıcı” değildir. Yer, gök, güneşle ilgili olarak, atalarımızın algıladığı bütüncül ve gerçekçi kavramın adıdır. Bakınız, -Tañrı sözcüğünün kökeninde söylenceleri göremiyoruz. Gerçeklerden uzaklaşma, yabancılaşma göremiyoruz. Türk Tañrı inancında atalara bağlılık var, canlı-cansız özdeklerin tinleri olduğu bilgisi ve bunlara saygı var. Ülgen, Karahan, erlik gibi adlarla aktarılan görüngüler Türkleri çok Tanrılı pagan yapmaz. Bu ad değiştirme ürünü sözcüklerde iki sözcük arasında Tanrı-Karahan , . . parça-bütün, genel-özel, iç-dış ya da başka bir çağrışım ilişkisi bulunur. Bunları bütünün parçaları olarak görülmeli. Ya da yaşamla ilgili söylenceler daha yerinde olur. Mısırdaki R anın diğer Tanrıların bütünü olarak görüldüğünü; Marduk un 50 gücünün olduğunu; uyanık Yahudilerin bu noktada devreye girerek tek Tanrı Rab ı kurguladıklarını; son olarak İslam’da Kuranda Allah için 99 sıfat yetenek dile getirildiğini unutmayalım! Hiçbirinde dinlerde olduğu gibi gerçek kişilerle bağlantı kurulmaz; temel ayrım budur. Bu nedenle Türklere çok Tanrılı pagan demek mantık yoksunu ve şarlatanlıktır. Sümer ya da Mısır söylencelerini, ancak Tanrılarını Türklerin Tanrı inancıyla; o bilgilere dayanarak doğru anlayabiliriz. İlk olanlar Türklerin çünkü. Rab, Elohim, Got, Allah Tañrı sözcüğümüzün eşdeğeri ve eşanlamlısı değildir. Ağaç Türklerin yaratılış söylencelerinde de var. Yaşamı simgeler. Yaşam ağacı kavramı çok önemli yer tutar. Sümer sonrası dinlere dönüşecek söylencelerdeki tanrı-ağaç ilişkisinin kökeni kanımca yine Türklerdir. Sümerlerin Türklerin bir kolu olduğu artık tartışılmayan bir gerçektir. Türkler için de ağaç çok değerlidir, kutsaldır. Ama ağaçtan dal kopartıp, asa yapıp hükümdarların ya da Musa gibi elçilerin eline vermemişler. Dilek tutup dallarına çaput asmışlar! Günümüzde bile bu gelenek yaşamaktadır. Bu tinlere, yaşama saygının anlatımıdır. Onlarla bağ kurma amacına yöneliktir. Diğer denenler çözüm bölümünde işlenecek. 2-3. Musa ve asa ilişkisi Musa ve asası 2-1 de denenleri alalım “Asa Musa’ya verilmeden önce gökyüzündedir, yere iner ve Musa eline aldığında sürekli yeşil olup gittiği yerlerde yeşil olur”. Başlıyoruz çözümlemeye Musa’nın asasının üstü gökler dışarıda bırakıldığında Türklerin Tañrı ideogramı değil mi? Kaya resmini Kırgızistan, Saymalı taş anımsayalım. 15 000 on beş bin yıllıktır onlar. Yer, gök, güneş var orada. Asa Musa’ya verilmeden önce gökyüzündeymiş. Gök Tañrı’nın bileşenidir ayrıca. Asa Tanrının gücüydü değil mi? Onu simgeliyordu. Yaratılış söylencelerinde zaten yaşamın yerde, suda başladığı, ağaçlarında yaşamı simgelediği açıklanmıştı. Aslında yere inen güneşin ışıklarıdır ve yaşamın kaynağıdır. Yerde kök salıp açan, büyüyen ağaçlar yaşamın simgesidir. Uzadıkça göğe yönelirler ayrıca değil mi? Gök ve güneş Tañrı kavramının Türk inancı bileşenleridir. Bütün düşünürler bu konuda aynı görüşteler! Güneşin ışıklarının yere inmesi süreci yaşamın simgesi yaşam ağacına, sonra ondan koparılan asaya dönüştürülmüş. Ağaç ve asa Tanrının gücünü gösteriyordu değil mi? Öyle zaten! Yaşam gök dediğimiz oylumda, yaşamın kaynağı güneşin katkısıyla yerde gerçekleşmiyor mu? Sözcükler, adlar değiştirilmiş; ad değişimi ya da düz değişmece yapılmış dilde. Mısırdaki Ra görselini anımsayalım şimdi. Orada yer ısındığında yılan devinime başlıyor denmişti değil mi? Burada da asa yere inip, yani güneşin ışığı yeri ısıtınca sıcakkanlı canlı olan yılan devinime başlıyor. İlgi ve benzerlik aynı. Bu noktada değerli felsefecimiz Prof. Dr. Niyazi Kahveciyi analım “Soncullar, kendisinden önceki öncüllerin zorunlu ve doğal sonucu olmalıdır”. Dile getireceğimiz düşüncelerimizin tamamının bu düşün bilim görüşüne uygun olması gerekir; eğer gerçeği arıyorsak! . . Yaşamın kutsallığının ağaçla ilgisini kısaca andık. Ne diyordu Prof. Gönül Tekin? Asa sürekli yeşilmiş, gittiği yerlerde yeşil olurmuş! Asa yaşamı simgelediği için yeşil. Ağaç Tanrının gücünü gösterdiği için, asa yine aynı gücü simgelediği için yeşil renk dinleri, dini duyguları çağrıştırır. Türklerde kırmızı ve sarı daha yaygındır, güneşi simgeler! Ancak Türkler başta ağaca ve doğaya çok saygılıdır! Burada ilginç bir çelişki ve zıtlık var. Genel olarak dindarlar doğayı umursamazlar! Kirletmedikleri suyun, kesip yakmadıkları ağacın anlamı yoktur! -“Asanın gittiği yerler de yeşil olurmuş”. Öyle zaten. Güneş olmadan canlılık olanaksız. -“Asa sıradan değildir, büyük Tanrı Tanrıça Temmuzun dallarından gelmektedir.” Tanrı zaten gök ve güneş olduğundan Tanrının gücünü simgeleyen ağacın dalı olan asada olduğu gibi güneş te tanrının temmuz un dalı gibidir. -“Bu giderek öyle bir şey olur ki, sadece ağaç değil ağaca bakanları da koruyan, hükümdarda Tanrıyı temsil ediyor.” Aynı düşünüşle süreçte yer alan kişiler de Tanrıyı temsil eder oluyor sonunda. Kitaplı ya da İbrahim’i denen dinlerde adı geçen İbrahim e Tanrının oğlu deniyor. Ardından Musa ile başlayan kişiler artık Tanrının elçisi olarak anılmaya başlıyorlar. Süreç artık ad verme ya da yeni kavramlara dönüşme niteliğini aşıp kişilerde temsil edilen güce, öğretiye dönüşüyor. “Tanrı” artık elçilere sözler indiren soyut sözcük, din bu gökten indirilen sözlerin sorgulanamaz bütünü, bu dinlerin yaratıcıları ise Rab, Got, Elohim, Allah gibi özel ilahlara dönüşüyor. Türkler dışındaki topluluklara özgüdür tamamı olan bitenin. Tanrının dallarından olan güneş yok artık. Göklerden indirildiği öne sürülen ilahi sözler bütünü olarak tanımlanan dinler var. Bakınız, giriş bölümü Din ve Dingir. “Öyle anlaşılıyor ki, mecazı Mürsel tamlamasındaki Mürsel’in salınmış-gönderilmiş-seçilmiş elçilerle ilgili olduğu düşünüldüğünde mecazın eğretileme başlangıçtaki kavramla ilgisiz bir kavramla sonuçlanmaktadır. Başlangıçta kişilerle ilgisi olmayan bağımsız “Tanrı”, süreç sonunda elçileri ile temsil edilip toplumlara anlatılan soyut ve özel adları olan “ilah” denilen kavramlara dönüşmüş durumda.” -““İsa güneşin oğludur. İsa kiliseyle evli. Kiliseye çok bağlı. Kilise kutsal gelindir. Süryani söylencelerinde söylenen her şey Temmuz için denenlerle aynı. Güneşin dördüncü katına yükselmesi. İsa güneş tasavvurlarındaki esinti. Sümerler doğadan soyutlayarak Temmuz’u, İnanna’yı oluştururlar. İkisinin kutsal evliliği. . Öykü uzar. . Değerli okurlar, gördüğünüz gibi nasıl Türkiye’de bütün yollar Ankara’ya çıkarsa, çalışmamızdaki sözler de yine güneşe çıkıyor! İlginç değil mi? Bunları ben yazmadım, demedim! Ne demiştim Tañrı sözcüğümüz için? “Tañrı, yer gök güneşle ilgili Türklere özgü inanç ve bilginin adıdır” Değil mi? Türk söylence biliminde güneş erildir; İsa onun güneşin oğluymuş! Kiliseyle evli ise kilise dişil olan gök, oylum! Tañrı sözcüğünün bileşeni ya da dalı. Gelin sözcüğü görüşüme göre gökten inen, eli güneşe uzanan kişi demek. Annemde olduğu gibi Türk kültüründen kopmamış ailelerin kızları, Tañrı sözcüğümüzle bağlantılı olan ve Türkler için çok önemli at üzerinde, başında kırmızı tülbentle gelin olurlar. Göklerde olanı yerde yaşatırlar özetle. NG çift sesli tamgamızı ne yazık ki yeterince ulaştıramadım topluma. N gök, G güneştir ve birliktedirler, ayrılamazlar. Türk anlayışı da böyle olduğu için kadınlarımıza diğer geri topluluklardan ayrı ve saygılı davranırız. Neden budur, başka neden aramayın. Hele dinlerle bağlantı kurulması boş ve anlamsızdır. Kilise kutsal gelin demek güneşle göğün evliliği ve ondan doğan İsa ise yerdeki kişidir! Yer gök ve güneşin evliliği sonucudur özetle. Türkler kişiyi tanımlarken anadan doğma, babadan olma derler. aN eski Türkçede göktür. Analarımız bizi doğurduğu için yaşatan ve yaşayan göğün kızıdır. Katun yine uzak göklerden gelen ata kişidir. Kadın yine adı gökten kişidir. Yine “kadın ana” tanımı bizi yaşatan ve yaşatan adı gökten gelen kişidir. Yine Türk yaradılış söylencelerinde göklere bir ok girdiği ve yaşamın bundan sonra başladığı benzeri anlatımlar vardır. spermin yumurtanın zarını delip embriyonun oluşmaya başlaması gibi Kutsal evlilik budur. Gökle güneşin birlikteliği! Sonunda yaşam başladığı için kutsaldır. Kut güneşten gelen yaşam erkesi-gücü demektir. Kutsal olan yaşamdır. Bunun için başata doğa olmak üzere yaşama saygı duyulmalı ve desteklemeli, doğanın ve yaşamın kurallarına uyulmalıdır. Türk anlayışının özü budur. Güneşle kilisenin gök evliliğinden Got doğar ve dolayısıyla İsa güneşin Got’un oğlu olur. Aynı biçimde Sümer’de Temmuz ile İnanna’ dan baş Tanrı Marduk ve İbrahim. . Not Tanrının oğlu İbrahim adlı bir kitap var sanırım; bu kitabı yazanın Türklük bilimiyle ilgisi yoktur görüşüme göre Bu noktada Gönül Tekinin; “Sümer baş Tanrısı Marduk 50 güç toplar. Yahudiler bu aşamada devreye girer deha imiş ! ve buradan tek Tanrıya yani Rab’ a geçerler.” sözlerine katılmıyorum. Yahudilerin yaptığını açgözlülük ve saptırma olarak tanımlamak daha yerinde olur sanıyorum. Eski ahitteki yaratılış genesis 11 ve Yuhanna 11 deki anlatımlar gerçeğin anlatımıdır bence. Rab’ın aşağı inerek insanlığın tek olan dilini adını vermemiş üstelik karıştırıp anlaşılmaz yapmasını mantıklı bulamıyorum. Sizce ne olabilir? Bu notada belki Türklerde de Karahan’ın oğlu Oğuz Kağan var diyenler çıkabilir aranızda. Ama Tañrı kitaplı dinlerin özel ilahları olmadığından söylence mit kişisi atamız Oğuz Kağan’ı aynı ulamda kategori değerlendiremeyiz. Bu nedenle Oğuz Kağanı bilinçli olarak gerçek kişiymiş gibi düşünenleri, Oğuz Kağanı Zülkarneyn ile eş tutanları şarlatan olarak değerlendiriyorum. “Oğuz Kağan geniş kapsamlı ve olağanüstü güzel bir Türklük bilgisidir. Söylencesi değil ardındaki bilgidir olağanüstü güzel olan! Umarım bu konuyu ileride yazarım.” Oğuz Kağan başta Grek hırsızlarınca çalınıp Zeus yapılmış görünüyor. Güneş bilgimiz de Oz zırvası, gamalı haç, Swastika olarak çalınıp Hintlilerce din uydurulmuş. Bunlar bütün toplumlarda var; ortak kültürdür demek gerçeği yansıtmaz. Türk ya da Türk soyundan olanların dışındakiler çalıntıdır! Bakınız, Değerli okurlarım, çalışmamı iyice ayrıntıya boğup büyütmek istemiyorum. Dileyen araştırıp zenginleştirebilir. Çalışmanın Türklük açısından önemini sonuç bölümünde işleyip sonlandıracağım. 3 Sonuçlar Çalışmayı ana başlıklar biçiminde özetliyorum. -Tañrı sözcüğü kitaplı-kitapsız dinlerle ilgili değildir, onların özel Rab, Got. . İlahlarının eş anlamlısı değildir. -Tañrı 15-20 bin yıllık sözcüktür. Bunu hem kayalar üzerindeki düşünce yazısı ideogram örneklerinden ve kuş biçimli mamut kemiği buluntusuna dayanarak kanıtlayabiliyoruz. -Bu örnekler özellikle kuzey yarımkürede, Meksika’da bile görülmektedir ancak kökeni Türklerdir. İlk olanlar Türklerin yaşadığı coğrafyalarda. - Sümer söylencelerinde ve Mısırda Ra olarak bilinen güneşin bilgisi Türklerindir. Güneş Tañrı sözcüğünün bileşeni ya da dalıdır. Diğeri gök! -Musa’nın asasının kökeni Türklerde de olan yaşam ağacı ve onun öncülü Tañrı bilgisiyle ayrılmaz biçimde bağlantılıdır. -Türklerin Tañrı bilgisi çalıntıyla ve değiştirilip tanınmaz yapılıp dinler kurgulanmış görünüyor. Kanıtlar, olgular bunu gösteriyor. Çalışmanın Türklük için önemine, Atatürk ün güneş dil kuramı ile bağlantısına değinelim. Önce Güneş dil kuramını özetleyelim bilmeyen okurlarım için. “Şüphesiz, üçüncü Türk Dil Kurultayı’na damgasını vuran, Dr. Phil. H. F. Kvergic’in Atatürk’e gönderdiği Türk dilinin başka dillerle ilişkisi konusunda yeni bir teoriye zemin hazırlayan “La Psychologie de queques elements des langues turques” Türk Dillerindeki Bazı Ögelerin Psikolojisi adlı çalışmasından ilhamını alan Güneş-Dil Teorisi’dir”. Bakınız, Türk tarih tezi ile Türk dil tezinin kavşağında güneş-dil teorisi, s. 7 Aynı çalışma, sayfa 8. “Güneş-Dil Teorisinin ortaya koyduğu bu seküler keşif, “Güneşin ilk insanlar için her şeyden üstün bir obje olduğu ve dilin doğuşunda zuhurunda da ilk etkenin amilin güneş bulunduğudur” İnan, 1936; s. 3. Bu sebeple dilin kaynağına yönelik incelemelerde akılda tutulması gereken ilk obje güneştir. Dilin kaynağında ilk insanın güneşe bakıp “Aa” demesi yatar. Bu “Aa” veya Türkçe yazımıyla “ağ,” Türkçenin birinci dereceden köküydü. İlk insan başlıca mefhumlarını güneşten almıştı.” Aynı çalışma, s. 8,9. “Bu teoriye göre, ilk insanlar bütün bu maddî ve fikrî varlıkları, güneşe verdikleri isimle birbirlerine anlatırlardı. Bu o kadar açık bir şeydi ki, herhangi bir kelimenin etimolojik analiziyle, o kelimede güneşle ilgili 393 yukarıda zikredilen mefhumlardan biri bulunabilirdi. Bu teori esasında, dünyadaki mevcut bütün dillerin bir asıldan gelmiş olduğunu varsayan Monogenesis bir teoridir. Buna göre bütün dillerin kaynağında genel bir dilin varlığı söz konusudur. Bu dil, hiç kuşkusuz, Türkçedir Tankut, 1936a.” Açıkça görüldüğü gibi GDK güneş dil kuramı vardır, kuram Atatürk’ündür! Ulus gazetesinde adsız makaleler yazan Atatürk’tür. Kuram hem dilin kökeninde güneşin olduğu savıyla, hem de Türkçenin ilk dil olduğu savıyla gerçektir! Kuşkum yok! Bu denelerin karşısında olup dayanaksız ve duygusal tepkiler gösterenler Türk ve Atatürk karşıtıdır. “Türk sözcüğünde, Tañrı sözcüğünde, Göbekli tepede atalarımızın aktardıklarıyla, 20 000 yıllık mamut kemiği üzerindeki kalın R tamgamızın öncülü ve güneşle ilgili kavram yazı örneğiyle, kayalar üzerine kazınmış örnekleriyle, toprak kaplar üzerine kazınmış örnekleriyle aktarılan hep güneştir, onun bilgisidir. A yazacının harf kökeninde Türk var, Mısır Tanrısı Ra’nın kökeninde Türk var. A dan Z’ye yazaçların kökeninde Türkler, Türk aklı var. Ulus adımız Türk sözcüğündeki “K” de güneşi simgelemektedir. Bütün bu gerçekler GDK’ yı kanıtlamaya yeterlidir kanımca. Eksik olan bu gerçeğin işlenip varsıllaştırılması, güçlendirilip duyurulmasıdır. Görev atasının, güneşin çocukları olan Türklerindir.” Çalışmamız sonlanıyor. Yeniden anımsayıp soralım Kimler Türkçe ile düşün bilim yapılamaz diyenler? Kim onlar? Ama kendi adıma çok kolay ve zevkli olduğunu söylemeliyim. Onların akıllarının Türkçeye ermediğini düşünüyorum! Ya da Türklükle, Türkçeyle sorunlarının olduğunu; aralarının iyi olmadığını! Düşünmek ve bilim en iyi Türkçeyle olanaklıdır. Türkçe olmayan bütün sözcükler Türk için virüstür! Yalansız dildir Türkçe, olmayan görüngülere ad takmaz, doğaldır, açık kaynak dilidir. Kuşkum yok; dilin kökeni ve çok sayıda mitler Türkçenin yardımıyla bilinir olacak. Bunları anlamak ve bilmek isteyenler önce Türkçeyi öğrenmeli! Özenci olmak olağanüstü güzel, düşünürken sınırsızca özgürsünüz; eğer kendinizde buna engel yoksa! Yaşasın ana ve ata dilimiz Türkçe. Türklükle, sevgiyle, aydınlıkla kalın. O ya da Gün eşısıtsın, aydınlatsın hepimizi! Not Bağlantısı verilen çalışmalarımda A” tamgamız için ek açıklamadır. Bildiğiniz gibi çalışmalarımda A’ yazacının kökeninin İbranilerin Öküzünden alfa > A olmadığını öküz AAA sesi veremez!, Türklerin atının devinimiyle ilgili olduğunu belirtmiştim. Soldaki şekil atı ve devinimin simgeler. Alttaki çemberin 1>2 çizgileri atın arka bacaklarının itmesini 1 sağ yan, 2 sol yan, 3>4 ise çekmeyi simgeler. A’ devinimi, a’ atın ayağının yerdeki izini; T’ toprağı, t’ ayağımızı simgeler. Ankara ili, Güdül ilçesi, Salihler köyü kırsalındaki at resimyazısında A’ şeklinde kazınmış bu tamgamız! Latinler olduğu gibi almışlar yani. Öküz öyküsü şarlatanlıktır açıkça. Not Yukarıdaki yazının telif hakkı 5836 Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre yazarınındır. Tümüyle alıntılanamaz. Bir bölümünden alıntı yapılacaksa kaynak belirtmek zorunluluğu vardır.
hz musa elinde asa ilahisi sözleri